<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Serçeşme (Tartışma Meydanı)]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 21:22:59 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İmam Ali ve Atatürk]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-imam-ali-ve-ataturk.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 11:05:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-imam-ali-ve-ataturk.html</guid>
			<description><![CDATA[Yüce Allah (c.c.) bizlere EhlÂi Beyt’i nimet olarak göndermiş; onlara sarılmamızı farz kılmıştır. <br />
’Sonra and olsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız!’ (Tekasur/8).<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) bize bu konuda şu ikazlarda bulunuyor:<br />
<br />
’Ey insanlar, kim Ali’ye muhabbet beslerse, ben de ona muhabbet beslerim ve kim Ali’ye buğzederse, ben de ona buğzederim. <br />
<br />
Kim Ali’yle ilişkide olursa, ben de onunla ilişki kurarım ve kim Ali’yle ilişkisini keserse, ben de onunla ilişkimi keserim.<br />
 <br />
Kim Ali’ye cefa ederse, ben de ona cefa ederim. <br />
Kim Ali’yi severse, ben de onu severim ve kim Ali’ye düşmanlık beslerse, ben de ona düşman kesilirim’’<br />
’Allah’a kavuştuğunda, O’nun senden razı olmasını istiyorsan, Ali’nin yolunu izle ve o, hangi yöne giderse, sen de o tarafa yönel ve onu kendine imam olarak kabul et; ona düşmanlık yapana düşman ol ve onu seveni sev; onun hakkında şüpheye düşme; zira Ali’de şüphe etmek, küfürdür.’<br />
<br />
EbÃ» Eyyub Ensâri’den nakledilmiştir; ResÃ»lullah’ın (s.a.a) Ammâr b. Yâsir’e hitaben şöyle buyurduğunu duydum:<br />
’(Ey Ammâr) seni azgın çete öldürecektir. Sen hakla ve hak da seninle beraberdir. Ey Ammâr eğer Ali’nin tek başına bir vadide, diğer bütün insanların ise başka bir vadide yürüdüğünü görürsen, sen Ali’yle birlikte hareket et ve insanları bırak; o hiçbir zaman seni helake sürüklemez ve hidâyet yolundan çıkarmaz.’<br />
<br />
Muhterem üstadım Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifade ettiği gibi, ’EhlÂi Beyt her mü’min için turnusol kağıdı olmalıdır.’ <br />
Peki, Cumhuriyetin kurucusu, Türk milletinin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün EhlÂi Beyt ve İmam Ali ile ilişkisi nedir?<br />
<br />
EhlÂi Beyt’e düşman, bu gerekçeyle Peygamber’e düşman ve bu gerekçeyle de Allah’a düşman olan Muaviye hakkındaki sözleri nelerdir?<br />
<br />
Atatürk’e göre, İslam tarihinde Muaviye’nin iktidarıyla birlikte halifelik ’tamamen siyasal güç’ haline gelmiştir.<br />
Bu konudaki şu sözleri dikkat çekmektedir:<br />
<br />
’Nihayet hilelerinde başarılı olan Muaviye, saf ve temiz olan İmam Ali’yi mağlup ve çoluk çocuğunu mahv u perişan eyledi ve bu surette hilafet unvanı altındaki İslam emirliğini yine hilafet unvanı altında İslam saltanatına dönüştürdü.’ (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, s.287Â289).<br />
<br />
Hz. Ali ile Muaviye arasında yapılan Hakem antlaşmasına Muaviye’nin itiraz ettiğini ifade eden Atatürk, Muaviye’nin hakemden, antlaşmada kullanılan ’Emirü’lÂMüminin’ tabirinin kaldırılmasını istediğini; Hz. Ali’nin yalnız emrinde bulunanların emiri olabileceğini, bunun için kesinlikle Şam ahalisinin emiri olmadığını ileri sürdüğünü belirtmiştir. (a.g.e. s. 287Â289).<br />
<br />
’Görevi İslam dünyasında Kur’an hükümlerinin uygulanmasını sağlamaktan ibaret olan Hz. Ali, mızraklarına Kur’an sayfaları geçirilmiş Muaviye ordusunun karşısında muharebeyi kesmeye mecbur oldu. Zorunlu olarak taraflar hakemlerin vereceği karara uymaya söz verdi.’ (a.g.e. s. 287Â289).<br />
<br />
Anlaşılmaktadır ki Mustafa Kemal, Allah’ın düşmanı Muaviye’ye kesinlikle saygı duymamıştır. Kendilerini Müslüman, Atatürk’ü dinsiz tanımlayanlar gibi Allah düşmanını göklere çıkarmamıştır.<br />
<br />
Zaten Peygamber (s.a.a.)’in ve İmam Ali (a.s.)’ın torunu Mustafa Kemal’den de bu beklenirdi. <br />
<br />
<br />
Vesselam’<br />
<br />
Yeni Mesaj<br />
Haydar Akyavuz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yüce Allah (c.c.) bizlere EhlÂi Beyt’i nimet olarak göndermiş; onlara sarılmamızı farz kılmıştır. <br />
’Sonra and olsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız!’ (Tekasur/8).<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) bize bu konuda şu ikazlarda bulunuyor:<br />
<br />
’Ey insanlar, kim Ali’ye muhabbet beslerse, ben de ona muhabbet beslerim ve kim Ali’ye buğzederse, ben de ona buğzederim. <br />
<br />
Kim Ali’yle ilişkide olursa, ben de onunla ilişki kurarım ve kim Ali’yle ilişkisini keserse, ben de onunla ilişkimi keserim.<br />
 <br />
Kim Ali’ye cefa ederse, ben de ona cefa ederim. <br />
Kim Ali’yi severse, ben de onu severim ve kim Ali’ye düşmanlık beslerse, ben de ona düşman kesilirim’’<br />
’Allah’a kavuştuğunda, O’nun senden razı olmasını istiyorsan, Ali’nin yolunu izle ve o, hangi yöne giderse, sen de o tarafa yönel ve onu kendine imam olarak kabul et; ona düşmanlık yapana düşman ol ve onu seveni sev; onun hakkında şüpheye düşme; zira Ali’de şüphe etmek, küfürdür.’<br />
<br />
EbÃ» Eyyub Ensâri’den nakledilmiştir; ResÃ»lullah’ın (s.a.a) Ammâr b. Yâsir’e hitaben şöyle buyurduğunu duydum:<br />
’(Ey Ammâr) seni azgın çete öldürecektir. Sen hakla ve hak da seninle beraberdir. Ey Ammâr eğer Ali’nin tek başına bir vadide, diğer bütün insanların ise başka bir vadide yürüdüğünü görürsen, sen Ali’yle birlikte hareket et ve insanları bırak; o hiçbir zaman seni helake sürüklemez ve hidâyet yolundan çıkarmaz.’<br />
<br />
Muhterem üstadım Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifade ettiği gibi, ’EhlÂi Beyt her mü’min için turnusol kağıdı olmalıdır.’ <br />
Peki, Cumhuriyetin kurucusu, Türk milletinin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün EhlÂi Beyt ve İmam Ali ile ilişkisi nedir?<br />
<br />
EhlÂi Beyt’e düşman, bu gerekçeyle Peygamber’e düşman ve bu gerekçeyle de Allah’a düşman olan Muaviye hakkındaki sözleri nelerdir?<br />
<br />
Atatürk’e göre, İslam tarihinde Muaviye’nin iktidarıyla birlikte halifelik ’tamamen siyasal güç’ haline gelmiştir.<br />
Bu konudaki şu sözleri dikkat çekmektedir:<br />
<br />
’Nihayet hilelerinde başarılı olan Muaviye, saf ve temiz olan İmam Ali’yi mağlup ve çoluk çocuğunu mahv u perişan eyledi ve bu surette hilafet unvanı altındaki İslam emirliğini yine hilafet unvanı altında İslam saltanatına dönüştürdü.’ (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, s.287Â289).<br />
<br />
Hz. Ali ile Muaviye arasında yapılan Hakem antlaşmasına Muaviye’nin itiraz ettiğini ifade eden Atatürk, Muaviye’nin hakemden, antlaşmada kullanılan ’Emirü’lÂMüminin’ tabirinin kaldırılmasını istediğini; Hz. Ali’nin yalnız emrinde bulunanların emiri olabileceğini, bunun için kesinlikle Şam ahalisinin emiri olmadığını ileri sürdüğünü belirtmiştir. (a.g.e. s. 287Â289).<br />
<br />
’Görevi İslam dünyasında Kur’an hükümlerinin uygulanmasını sağlamaktan ibaret olan Hz. Ali, mızraklarına Kur’an sayfaları geçirilmiş Muaviye ordusunun karşısında muharebeyi kesmeye mecbur oldu. Zorunlu olarak taraflar hakemlerin vereceği karara uymaya söz verdi.’ (a.g.e. s. 287Â289).<br />
<br />
Anlaşılmaktadır ki Mustafa Kemal, Allah’ın düşmanı Muaviye’ye kesinlikle saygı duymamıştır. Kendilerini Müslüman, Atatürk’ü dinsiz tanımlayanlar gibi Allah düşmanını göklere çıkarmamıştır.<br />
<br />
Zaten Peygamber (s.a.a.)’in ve İmam Ali (a.s.)’ın torunu Mustafa Kemal’den de bu beklenirdi. <br />
<br />
<br />
Vesselam’<br />
<br />
Yeni Mesaj<br />
Haydar Akyavuz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[’sosyalist aleviler’ nereye koşuyor !..]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-sosyalist-aleviler-nereye-kosuyor.html</link>
			<pubDate>Fri, 01 Feb 2013 10:57:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=13664">barishaber</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-sosyalist-aleviler-nereye-kosuyor.html</guid>
			<description><![CDATA[İslam&#8217;ın Türkmen yorumu olarak karşımıza çıkan Alevi inancı bin yıldır Anadolu topraklarında filizleniyor. Günümüze kadar yediği darbelere rağmen hala dimdik, coşkulu ve inançlı bir toplum olarak özellikle 1960 sonrası şehirleşme sürecinde de inancını aksak da olsa bugüne taşımasını becermiştir. Kırsaldan kopup kentlere gelen ve inancını yaşama noktasında hiçbir ortam, mekan ve alan bulamazken, kendini yenilemesini ve kendi kendine gizli saklı olarak inanç ritüelini hayata geçiren Alevi toplumu 1975 -1980 yılları arasında ülkemizdeki sınıf mücadelesi içinde kendini buluverdi. <br />
<br />
Alevi gençleri bu sınıf mücadele içinde bir nefer, militan olarak yer aldı. Bu gençler ait olduğu sınıfsal zümre gereği ezilen, sömürülen ve ötelenen bir konumda idiler. İnancını gizleyen kendini özgürce ifade edemeyen bu toplumun en dinamik kesimi olan gençler (özellikle öğrenci gençlik) bu koşullara isyan ederek canı pahasına bu hareketin en ön saflarında yer aldılar. Ülkemizde o yıllarda faşist diktatörlüğün baskıları altında inim inim inleyen halkın derdini kendi derdi olarak gören bu gençler; ağır koşullar altında örgütlü mücadeleye katıldılar. Bu örgütlü yapı onları bir anlamda özgürleştirdi. Özgüveni yüksek boyutlara erişen Alevi gençleri için bu durum artık dönüşü olmayan bir yoldu. <br />
<br />
Aleviliğini unutan bu gençler kendini ırksal, inançsal yapıların ortak değeri olarak görüyorlardı. Ve öyle de davranıyorlardı. Kişisel hiçbir çıkar gözetmeksizin kelle koltukta devrimci mücadelenin en ön saflarında koşuşturuyorlardı. Bu dönemde hayat bulan 40-50 civarında sol örgütün hemen hemen hepsinde taraftar ya da militan olarak yer alıyorlardı. <br />
<br />
Alevi gençlerinin bu özgürleşmesi onlarda güven duygusunu da geliştirdi. <br />
<br />
Nasıl mı? <br />
<br />
Geldiği köyünde yüz yıllar boyu bir güven sorunu yaşamadı çünkü. Kapalı köy ekonomisinin hüküm sürdüğü bir ortamda büyük aileye mensup olarak hayatlarını idame ettiriyorlardı. Büyük aile kişiye çok önemli nitelikler kazandırır. Onların gelecek diye bir korkusu olmazdı. Ortak üretip ortak tüketirlerdi. Dolayısıyla özgüven ve güven duygusu yüksek bir kişi olarak yetişiyorlardı. Şehirlere geldiğinde bu duyguları çok örselenmişti. Tam da burada imdadına devrimci gençlik hareketi yetişti. <br />
<br />
1980 yılının 12 Eylül&#8217;ünde birden her şey ters yüz oldu. Bir el; bir sabah kalktığımızda devrime inanmış ve faşist diktatörlüğü yıkıp yerine işçi sınıfının iktidarını kurmayı kendine hedef olarak seçmiş Alevisi, Sünnisi, Hıristiyanıyla tüm gençlerin bu büyük ülküsünü yerle bir etmişti. Devrimci örgütler bir bir çözüldü ve bu gençler kendilerini 12 Eylül Cuntası&#8217;nın işkencehanelerinde, zindanlarında buluverdi. Yıllarca sorgusuz sualsiz yaşamlarının en diri yıllarını buralarda çürüttüler. <br />
<br />
Sonra ne oldu? <br />
<br />
Yıllar sonra kimi üç-beş yıl tutuklu kaldı ve çıktı, kimi de 10-15 yıl hüküm giydi. Cezasını(!) çeken kendini dışarıda buluverdi. <br />
<br />
Buluverdi de ne oldu? <br />
<br />
Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Sınıf mücadelesi yerde sürünüyordu. Herkes birbirinden korkar durumda idi. Acaba yine ben eski arkadaşımla buluşursam polis beni takip edip yeniden eski günleri yaşatır mı? diye korkuyorlardı, çekiniyorlardı. Bu durum 1990&#8217;lı yıllara kadar böyle devam etti. Çünkü bir korku imparatorluğu yaratılmıştı. <br />
<br />
Alevi gençleri bu durumdan diğer toplum kesitlerinin gençlerinden daha fazla rahatsız idiler. Sünni egemen bir ülkede doğaldır ki o toplumun gençleri ötekileştirilen Alevi gençlerinde daha şanslıydılar. Alevi gençlerinin ezici çoğunluğu uzun yıllar işsizler ordusunun bir üyesi olarak yaşam savaşı vermeye çalışıyordu. Bu dönemde münferitte olsa Ülkücü gençler gibi bazı mafyatik organizasyonlara bile karışan oldu. <br />
<br />
1990&#8217;lara geldiğimizde cezaevlerinde çıkan Alevi gençlerin imdadına bu kez Alevi Hareketi yetişti. Bu yıllarda Alevi aydınlar bir duyarlılık göstererek toplumun kendisini ifade edebilmesi için girişimlerde bulundular. Ve 1989 yılında Hamburg Alevi Birliği&#8217;nin öncülüğünde Türkiye&#8217;deki Alevi Aydınlar bir &#8220;Alevilik Bildirgesi&#8221; yayınladı. Bu bildiriye ülkemizdeki yüzlerce Alevi-Sünni aydınlar imza koydular. &#8220;Alevilik Bildirgesi&#8221; basında da yer buldu ve büyük yankı yarattı. İşte bu bildirge bizim miladımızdır. Yeniden dirilişimizin destanı oldu. <br />
<br />
Bunu fark eden sosyalist bir gelenekten gelen Alevi gençler hemen Alevi örgütlemesini gerçekleştirdiler. Birkaç yıl içerisinde onlarca Alevi Dernekleri kurdular. Masum, çıkarsız bir başlangıçtan sonra bu gençler geçmişte içinde bulundukları örgütsel hastalıkların tamamını hatta fazlasını Alevi örgütlülüğünün içine taşıdılar. <br />
<br />
Bugün bu hastalıkların kangren bir durumda Alevi örgütlülüğüne zarar vermeye devam ediyor. Öyle ki siyasal iktidarın her türlü oyununa rağmen Alevi kurum ve kuruluşları gerçek anlamda bir araya gelemiyorlar. Herkes birbirinin kusurunu kollamaya bakıyor ve ilk fırsatta da birbirleri hakkında karalama kampanyaları başlatıyorlar. Dolayısıyla eforlarını içeride tüketiyorlar. Bu örgüt yöneticilerini gerçek düsturu: &#8220;Küçük olsun, benim olsun&#8221;dur. <br />
<br />
Bu yöneticilerin birbirleriyle uğraşmasının dışında bir de Alevilik Öğretisiyle de uğraşıyorlar. Hakk-Muhammed-Ali Yolu olarak bildiğimiz, yaşadığımız inancımızla da oynuyorlar. Bizi ülkemizde azınlık gibi gösterme, Aleviliğin ayrı bir din olduğu görüşü yine bu kesimin ürettiği bir bir bakış açısıdır. <br />
<br />
Ayrıca yüzyıllardır bir Türkmen inancı olarak hayat bulan Anadolu Aleviliğini &#8220;Kürt Alevilik&#8221; diye bir tanım daha eklediler Aleviliğe. Sanki Alevilik her millet için ayrı bir kimlik ifade ediyor. Oysa şunu bilmiyorlar ki Alevilik öğretisi içinde dil, din, renk, ırk ayrımı yoktur. Pir Hacı Bektaş Veli Dedemizin ifade ettiği gibi &#8220;Yetmişiki millete aynı gözle bakmayan bizden değildir&#8221; öğüdü yine bu arkadaşlar tarafından yok sayılıyor. <br />
<br />
&#8220;Sosyalist Aleviler&#8221; gölge etmesin, başka ihsan istemez Anadolu&#8217;nun bu aydınlık insanları. <br />
<br />
KAYNAK : SOSYALİST ALEVİLER&#8221; NEREYE KOŞUYOR !.. - İsmail PEHLİVAN<br />
<br />
<br />
"Sosyalit Aleviler"in başında olduğu; Alevi çoğunluğunun benimsediği İslam temelli anlayışa karşı çıkanlar Pir Sultan Abdal Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Vakfı ile Alevi Bektaşi Federasyonu&#8217;na bağlı bazı kuruluşlar ve tabela derneklerinden oluşuyor. <br />
<br />
Bunlar, Avrupa'daki Alevi derneklerini temsil eden Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ile işbirliği halinde çalışıyorlar. Bu yüzden de bunların AB ile ilişkileri dikkat çekiyor. Bu durum da Türkiye içinde Alevi tabanında tepkilere yol açıyor. Alevilerin azınlık gibi gösterilme ve ayrı bir din gibi gösterilme girişimi de işte bu grubun çabalarından kaynaklanmış bulunuyor. <br />
<br />
Bu kesim; Aleviliği, İslam dışı bir inanç, daha doğrusu kültür/felsefe hatta ayrı bir din gurubu olarak göstermeye çalışıyor. İslamdışılık tezi, tabandan çok büyük tepki görüyor. Siyasetle iç içe olanlar, genelde bu örgütlenme içinde hayat buluyorlar. Bunlar; siyasette Alevilerin sol kanadını teşkil ediyorlar.<br />
<br />
Gazeteci yazar İsmail Pehlivan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İslam&#8217;ın Türkmen yorumu olarak karşımıza çıkan Alevi inancı bin yıldır Anadolu topraklarında filizleniyor. Günümüze kadar yediği darbelere rağmen hala dimdik, coşkulu ve inançlı bir toplum olarak özellikle 1960 sonrası şehirleşme sürecinde de inancını aksak da olsa bugüne taşımasını becermiştir. Kırsaldan kopup kentlere gelen ve inancını yaşama noktasında hiçbir ortam, mekan ve alan bulamazken, kendini yenilemesini ve kendi kendine gizli saklı olarak inanç ritüelini hayata geçiren Alevi toplumu 1975 -1980 yılları arasında ülkemizdeki sınıf mücadelesi içinde kendini buluverdi. <br />
<br />
Alevi gençleri bu sınıf mücadele içinde bir nefer, militan olarak yer aldı. Bu gençler ait olduğu sınıfsal zümre gereği ezilen, sömürülen ve ötelenen bir konumda idiler. İnancını gizleyen kendini özgürce ifade edemeyen bu toplumun en dinamik kesimi olan gençler (özellikle öğrenci gençlik) bu koşullara isyan ederek canı pahasına bu hareketin en ön saflarında yer aldılar. Ülkemizde o yıllarda faşist diktatörlüğün baskıları altında inim inim inleyen halkın derdini kendi derdi olarak gören bu gençler; ağır koşullar altında örgütlü mücadeleye katıldılar. Bu örgütlü yapı onları bir anlamda özgürleştirdi. Özgüveni yüksek boyutlara erişen Alevi gençleri için bu durum artık dönüşü olmayan bir yoldu. <br />
<br />
Aleviliğini unutan bu gençler kendini ırksal, inançsal yapıların ortak değeri olarak görüyorlardı. Ve öyle de davranıyorlardı. Kişisel hiçbir çıkar gözetmeksizin kelle koltukta devrimci mücadelenin en ön saflarında koşuşturuyorlardı. Bu dönemde hayat bulan 40-50 civarında sol örgütün hemen hemen hepsinde taraftar ya da militan olarak yer alıyorlardı. <br />
<br />
Alevi gençlerinin bu özgürleşmesi onlarda güven duygusunu da geliştirdi. <br />
<br />
Nasıl mı? <br />
<br />
Geldiği köyünde yüz yıllar boyu bir güven sorunu yaşamadı çünkü. Kapalı köy ekonomisinin hüküm sürdüğü bir ortamda büyük aileye mensup olarak hayatlarını idame ettiriyorlardı. Büyük aile kişiye çok önemli nitelikler kazandırır. Onların gelecek diye bir korkusu olmazdı. Ortak üretip ortak tüketirlerdi. Dolayısıyla özgüven ve güven duygusu yüksek bir kişi olarak yetişiyorlardı. Şehirlere geldiğinde bu duyguları çok örselenmişti. Tam da burada imdadına devrimci gençlik hareketi yetişti. <br />
<br />
1980 yılının 12 Eylül&#8217;ünde birden her şey ters yüz oldu. Bir el; bir sabah kalktığımızda devrime inanmış ve faşist diktatörlüğü yıkıp yerine işçi sınıfının iktidarını kurmayı kendine hedef olarak seçmiş Alevisi, Sünnisi, Hıristiyanıyla tüm gençlerin bu büyük ülküsünü yerle bir etmişti. Devrimci örgütler bir bir çözüldü ve bu gençler kendilerini 12 Eylül Cuntası&#8217;nın işkencehanelerinde, zindanlarında buluverdi. Yıllarca sorgusuz sualsiz yaşamlarının en diri yıllarını buralarda çürüttüler. <br />
<br />
Sonra ne oldu? <br />
<br />
Yıllar sonra kimi üç-beş yıl tutuklu kaldı ve çıktı, kimi de 10-15 yıl hüküm giydi. Cezasını(!) çeken kendini dışarıda buluverdi. <br />
<br />
Buluverdi de ne oldu? <br />
<br />
Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Sınıf mücadelesi yerde sürünüyordu. Herkes birbirinden korkar durumda idi. Acaba yine ben eski arkadaşımla buluşursam polis beni takip edip yeniden eski günleri yaşatır mı? diye korkuyorlardı, çekiniyorlardı. Bu durum 1990&#8217;lı yıllara kadar böyle devam etti. Çünkü bir korku imparatorluğu yaratılmıştı. <br />
<br />
Alevi gençleri bu durumdan diğer toplum kesitlerinin gençlerinden daha fazla rahatsız idiler. Sünni egemen bir ülkede doğaldır ki o toplumun gençleri ötekileştirilen Alevi gençlerinde daha şanslıydılar. Alevi gençlerinin ezici çoğunluğu uzun yıllar işsizler ordusunun bir üyesi olarak yaşam savaşı vermeye çalışıyordu. Bu dönemde münferitte olsa Ülkücü gençler gibi bazı mafyatik organizasyonlara bile karışan oldu. <br />
<br />
1990&#8217;lara geldiğimizde cezaevlerinde çıkan Alevi gençlerin imdadına bu kez Alevi Hareketi yetişti. Bu yıllarda Alevi aydınlar bir duyarlılık göstererek toplumun kendisini ifade edebilmesi için girişimlerde bulundular. Ve 1989 yılında Hamburg Alevi Birliği&#8217;nin öncülüğünde Türkiye&#8217;deki Alevi Aydınlar bir &#8220;Alevilik Bildirgesi&#8221; yayınladı. Bu bildiriye ülkemizdeki yüzlerce Alevi-Sünni aydınlar imza koydular. &#8220;Alevilik Bildirgesi&#8221; basında da yer buldu ve büyük yankı yarattı. İşte bu bildirge bizim miladımızdır. Yeniden dirilişimizin destanı oldu. <br />
<br />
Bunu fark eden sosyalist bir gelenekten gelen Alevi gençler hemen Alevi örgütlemesini gerçekleştirdiler. Birkaç yıl içerisinde onlarca Alevi Dernekleri kurdular. Masum, çıkarsız bir başlangıçtan sonra bu gençler geçmişte içinde bulundukları örgütsel hastalıkların tamamını hatta fazlasını Alevi örgütlülüğünün içine taşıdılar. <br />
<br />
Bugün bu hastalıkların kangren bir durumda Alevi örgütlülüğüne zarar vermeye devam ediyor. Öyle ki siyasal iktidarın her türlü oyununa rağmen Alevi kurum ve kuruluşları gerçek anlamda bir araya gelemiyorlar. Herkes birbirinin kusurunu kollamaya bakıyor ve ilk fırsatta da birbirleri hakkında karalama kampanyaları başlatıyorlar. Dolayısıyla eforlarını içeride tüketiyorlar. Bu örgüt yöneticilerini gerçek düsturu: &#8220;Küçük olsun, benim olsun&#8221;dur. <br />
<br />
Bu yöneticilerin birbirleriyle uğraşmasının dışında bir de Alevilik Öğretisiyle de uğraşıyorlar. Hakk-Muhammed-Ali Yolu olarak bildiğimiz, yaşadığımız inancımızla da oynuyorlar. Bizi ülkemizde azınlık gibi gösterme, Aleviliğin ayrı bir din olduğu görüşü yine bu kesimin ürettiği bir bir bakış açısıdır. <br />
<br />
Ayrıca yüzyıllardır bir Türkmen inancı olarak hayat bulan Anadolu Aleviliğini &#8220;Kürt Alevilik&#8221; diye bir tanım daha eklediler Aleviliğe. Sanki Alevilik her millet için ayrı bir kimlik ifade ediyor. Oysa şunu bilmiyorlar ki Alevilik öğretisi içinde dil, din, renk, ırk ayrımı yoktur. Pir Hacı Bektaş Veli Dedemizin ifade ettiği gibi &#8220;Yetmişiki millete aynı gözle bakmayan bizden değildir&#8221; öğüdü yine bu arkadaşlar tarafından yok sayılıyor. <br />
<br />
&#8220;Sosyalist Aleviler&#8221; gölge etmesin, başka ihsan istemez Anadolu&#8217;nun bu aydınlık insanları. <br />
<br />
KAYNAK : SOSYALİST ALEVİLER&#8221; NEREYE KOŞUYOR !.. - İsmail PEHLİVAN<br />
<br />
<br />
"Sosyalit Aleviler"in başında olduğu; Alevi çoğunluğunun benimsediği İslam temelli anlayışa karşı çıkanlar Pir Sultan Abdal Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Vakfı ile Alevi Bektaşi Federasyonu&#8217;na bağlı bazı kuruluşlar ve tabela derneklerinden oluşuyor. <br />
<br />
Bunlar, Avrupa'daki Alevi derneklerini temsil eden Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ile işbirliği halinde çalışıyorlar. Bu yüzden de bunların AB ile ilişkileri dikkat çekiyor. Bu durum da Türkiye içinde Alevi tabanında tepkilere yol açıyor. Alevilerin azınlık gibi gösterilme ve ayrı bir din gibi gösterilme girişimi de işte bu grubun çabalarından kaynaklanmış bulunuyor. <br />
<br />
Bu kesim; Aleviliği, İslam dışı bir inanç, daha doğrusu kültür/felsefe hatta ayrı bir din gurubu olarak göstermeye çalışıyor. İslamdışılık tezi, tabandan çok büyük tepki görüyor. Siyasetle iç içe olanlar, genelde bu örgütlenme içinde hayat buluyorlar. Bunlar; siyasette Alevilerin sol kanadını teşkil ediyorlar.<br />
<br />
Gazeteci yazar İsmail Pehlivan]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zöhre Ana'ya iletin lütfen.]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-zohre-ana-ya-iletin-lutfen.html</link>
			<pubDate>Tue, 21 Aug 2012 02:32:24 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12925">Ozgur5858</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-zohre-ana-ya-iletin-lutfen.html</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba canlar. ismim özgür istanbulda yaşıyorum. <br />
<br />
Buraya gelip yazma nedenim halam. Halam yıllar önce zohre anaya gelmiş rahatsızlığından ötürü. ve şuan itibari ilede pek şifa bulduğu soylenemez.<br />
 <br />
<br />
Yazdıklarımı ve yazıcaklarımı yanlış anlamayın lütfen. <br />
<br />
 <br />
Halam dediğim gibi zöhre anaya çok gelip gitti bu hastalığı için ve her sefer de zöhre ana okudu üfledi diyelim ve lafı uzatmayayım. zöhre Ana Halam a doktora gitmemesi için ne dediyse artık halam ı doktora götüremiyoruz. Yillardir ama yillardir çekiyor ve 1 doktora götüremedik. Yeri geliyor 1 hafta yataktan çıkamıyor, 1 hafta sokaga cıkamıyor, kolları bacakları balon gibi şişiyor, ve ne kadar ısrar etsekte doktora götüremiyoruz. Zöhre anaya olan inancından kaynaklanıyor. Halam daha 40-45 yaşların da ve gözümüzün önünde eriyor.<br />
<br />
 <br />
Sizden ricam. Zöhre ana ya bu yazdıklarımı iletin lütfen.  Bana mail olarak ulaşabilirseniz iletişim bilgilerimi veririm.  Bir konuşsun halam ile ve doktora gitmesini söylemesini istiyorum. başka bir isteğim yok. <br />
 <br />
Çok zor değil. Şifa bulalamış allahın takdiri. ama şifa bulamadı diyede halamızın bu halini görmek istemiyoruz ailece.  Zöhre ana baktı olmadı birde doktor baksin diyoruz ama halama anlatamıyoruz. <br />
 <br />
Lütfen benimle iletişim kurun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba canlar. ismim özgür istanbulda yaşıyorum. <br />
<br />
Buraya gelip yazma nedenim halam. Halam yıllar önce zohre anaya gelmiş rahatsızlığından ötürü. ve şuan itibari ilede pek şifa bulduğu soylenemez.<br />
 <br />
<br />
Yazdıklarımı ve yazıcaklarımı yanlış anlamayın lütfen. <br />
<br />
 <br />
Halam dediğim gibi zöhre anaya çok gelip gitti bu hastalığı için ve her sefer de zöhre ana okudu üfledi diyelim ve lafı uzatmayayım. zöhre Ana Halam a doktora gitmemesi için ne dediyse artık halam ı doktora götüremiyoruz. Yillardir ama yillardir çekiyor ve 1 doktora götüremedik. Yeri geliyor 1 hafta yataktan çıkamıyor, 1 hafta sokaga cıkamıyor, kolları bacakları balon gibi şişiyor, ve ne kadar ısrar etsekte doktora götüremiyoruz. Zöhre anaya olan inancından kaynaklanıyor. Halam daha 40-45 yaşların da ve gözümüzün önünde eriyor.<br />
<br />
 <br />
Sizden ricam. Zöhre ana ya bu yazdıklarımı iletin lütfen.  Bana mail olarak ulaşabilirseniz iletişim bilgilerimi veririm.  Bir konuşsun halam ile ve doktora gitmesini söylemesini istiyorum. başka bir isteğim yok. <br />
 <br />
Çok zor değil. Şifa bulalamış allahın takdiri. ama şifa bulamadı diyede halamızın bu halini görmek istemiyoruz ailece.  Zöhre ana baktı olmadı birde doktor baksin diyoruz ama halama anlatamıyoruz. <br />
 <br />
Lütfen benimle iletişim kurun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana'nın yılbaşı anlatımı]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-pir-zohre-ana-nin-yilbasi-anlatimi.html</link>
			<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 13:27:02 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=4">T U N Ç</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-pir-zohre-ana-nin-yilbasi-anlatimi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <a href="http://www.zohreanaforum.com/roportajlar-basinda-zohre-ana/9759-aleviligin-yasayan-tek-piri-pir-zohre-ana-ile-yilbasi-roportaji.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"> Pir Zöhre Ana'nın yılbaşı anlatımı </a> </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <a href="http://www.zohreanaforum.com/roportajlar-basinda-zohre-ana/9759-aleviligin-yasayan-tek-piri-pir-zohre-ana-ile-yilbasi-roportaji.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"> Pir Zöhre Ana'nın yılbaşı anlatımı </a> </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Doğru Bilinen YANLIŞLAR...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-dogru-bilinen-yanlislar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 21:49:54 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=1022">HÜSEYIN150</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-dogru-bilinen-yanlislar.html</guid>
			<description><![CDATA[ Merhaba Arkadaşlar,<br />
<br />
  Bugün doğru olarak bildiğimiz bir çok yanlışlarımızı Pir Zöhre Ana dan öğrendik ve yanlış olan ne varsa doğrusunu öğrendik ve öğrenmeyede devam ediyoruz. Tarih boyunca insanlardan gerçekleri saptırarak yalan yanlış anlatımlar ve yönlendirmeler ile Müslümanlık adı altında herşeyi değiştirdiler ve insanlara bir şekilde kabul ettirdiler. Allahın göndermiş olduğu Hak Evliyaları her dönem insanlara gerçekleri anlatmış öğretmiş ama topluma bir şekilde unutturulmuş ve değiştirilmiştir. Pir Zöhre Ana bizlere hem yolumuzu hem benliğimizi öğretti ve her gün bir doğru bilinen yanlışı bizlere öğretiyor ve bilinçleniyoruz. <br />
<br />
  Bu öğrendiklerimizi bir konu altında toplamak ve aramıza yeni katılan arkadaşların gözden geçireceği bir konu olması amacı ile bu konuyu açımak istedim.<br />
<br />
Kısa ve öz olarak bir format altında toplarsak şu başlıklar altında net bilgiler ile her mesajda bir konu yazalım ve umarım doğru bilinen yanlışları herkeze öğretip açıklayalamış oluruz.<br />
<br />
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞ :.....<br />
<br />
DOĞRUSU                   : .....<br />
<br />
SEBEBİ                      : ..... <br />
 Arkadaşlardan bir ricam olacak başka yönlere çekmeden her doğru bilinen yanlışı tek mesajda anlatıp her mesajda bir yanlışın doğrusunu yazalım. <br />
<br />
 Yazılan mesajlarda hata ve düzeltmeleri bir yönetici arkadaşımız aynı mesajda hataları düzelterek devam edelim.   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Merhaba Arkadaşlar,<br />
<br />
  Bugün doğru olarak bildiğimiz bir çok yanlışlarımızı Pir Zöhre Ana dan öğrendik ve yanlış olan ne varsa doğrusunu öğrendik ve öğrenmeyede devam ediyoruz. Tarih boyunca insanlardan gerçekleri saptırarak yalan yanlış anlatımlar ve yönlendirmeler ile Müslümanlık adı altında herşeyi değiştirdiler ve insanlara bir şekilde kabul ettirdiler. Allahın göndermiş olduğu Hak Evliyaları her dönem insanlara gerçekleri anlatmış öğretmiş ama topluma bir şekilde unutturulmuş ve değiştirilmiştir. Pir Zöhre Ana bizlere hem yolumuzu hem benliğimizi öğretti ve her gün bir doğru bilinen yanlışı bizlere öğretiyor ve bilinçleniyoruz. <br />
<br />
  Bu öğrendiklerimizi bir konu altında toplamak ve aramıza yeni katılan arkadaşların gözden geçireceği bir konu olması amacı ile bu konuyu açımak istedim.<br />
<br />
Kısa ve öz olarak bir format altında toplarsak şu başlıklar altında net bilgiler ile her mesajda bir konu yazalım ve umarım doğru bilinen yanlışları herkeze öğretip açıklayalamış oluruz.<br />
<br />
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞ :.....<br />
<br />
DOĞRUSU                   : .....<br />
<br />
SEBEBİ                      : ..... <br />
 Arkadaşlardan bir ricam olacak başka yönlere çekmeden her doğru bilinen yanlışı tek mesajda anlatıp her mesajda bir yanlışın doğrusunu yazalım. <br />
<br />
 Yazılan mesajlarda hata ve düzeltmeleri bir yönetici arkadaşımız aynı mesajda hataları düzelterek devam edelim.   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşure Neden Dağıtılmaz?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-asure-neden-dagitilmaz.html</link>
			<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 21:46:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=9836">altun</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-asure-neden-dagitilmaz.html</guid>
			<description><![CDATA[Merhabalar <br />
Ben Haydar ALTUN <br />
Zöhre anamızın istanbul ümraniye cem evindeki konuşmasını canlı olarak dinlemek nasip olmadı;buna istinaden form sitenizde yapılan konu başlıklarını gözden geçirdim ve bu esnada dikkatimi çeken aşure çorbasının dağıtılamayıcagını okudum hangi sebepten dolayı dağıtılmaz bu konuda beni bilgilendirirseniz sevinirim SAYGILARIMLA.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhabalar <br />
Ben Haydar ALTUN <br />
Zöhre anamızın istanbul ümraniye cem evindeki konuşmasını canlı olarak dinlemek nasip olmadı;buna istinaden form sitenizde yapılan konu başlıklarını gözden geçirdim ve bu esnada dikkatimi çeken aşure çorbasının dağıtılamayıcagını okudum hangi sebepten dolayı dağıtılmaz bu konuda beni bilgilendirirseniz sevinirim SAYGILARIMLA.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana ile Yeniyıl Sohbeti...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-pir-zohre-ana-ile-yeniyil-sohbeti.html</link>
			<pubDate>Thu, 30 Dec 2010 12:15:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=4">T U N Ç</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-pir-zohre-ana-ile-yeniyil-sohbeti.html</guid>
			<description><![CDATA[<blockquote class="mycode_quote"><cite>EKİN yazdı:</cite>Z.A. Forum:  ]Yılbaşının anlamı nedir?   <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  Tüm dünya aleminde yılbaşı, &#8220;yeni yıla giriyoruz&#8221; diyerek, insanların zevk ve ihtişamla kutladıkları bir gecedir.  <br />
 <br />
 Bununla birlikte, birtakım ticari menfaatler peşinde koşan insanların, kendi çıkarları için işlerine geldiği gibi, diğer insanları yönlendirdikleri, lüzumsuz ortamlarda bütün topluma düzensiz hareketler yaptırdıkları, kendi amaçlarına ulaşabilmek için kullandıkları bir gecedir.  <br />
 <br />
 Bu gece de yoksul, perişan ,açlık ve sefalet içinde, bir ekmek parçası bulamayan insanları da heveslendirerek toplumu çığrından çıkartarak yaptıkları düzensizliktir..  <br />
 <br />
 Bir taraftan da, Hazreti İsa&#8217;nın yaşadığı dönemin rahipleri, papazları tarafından, İsa Peygamberin dünyaya geldiği gün gibi öne sürdükleri, aslında tam tersine çarmıha gerildiği günü, insanlara yanlış aktarıp, Noel ismiyle &#8220;İsanın doğum günüdür&#8221; diye kutlamalar yaptırdıkları bir gündür.   <br />
 <br />
 Gerçek ise, İsa nın doğduğu değil; tam tersine çarmığa gerildiği günün kutlanmasıdır. Bu da 26 Aralıktan 31 Aralığa kadar olan günlerdir.  <br />
 <br />
 Z.A. Forum: ]Yılbaşını insanlar nasıl geçirmelidir? Kutlama, eğlence yapılması hakkında ne düşünüyorsunuz?    <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  Yılbaşı gecesinde insanlar, aileleriyle ve kendi çevreleriyle, ahbap dost ilişkileri içinde bir araya gelmeli, her günkü gibi hoş sohbetler ederek, Cenabı Allah&#8217;a dualar edip yalvararak, kötü günlerden, gelecek kaza belalardan, açlıktan susuzluktan, insanlık üzerine gelecek kötülüklerden korumasını, huzur vermesini, çoluğunun çocuğunun acısını göstermemesini, kötü yollara sapmaktan kendilerini korumasını dilemelidirler.  <br />
 <br />
 Bu gecede insanlar; evinde yalnız ise de toplum içindeyse de, güzel dualar ile büyüklerin nasihatlerine kulak vererek, ağzı hayır dua yapan kişilerden öğütlerini alarak, Allahına duasını ederek, gelmiş geçmiş keramet sahibi olan ermiş, derviş, evliyalar yüzü suyu hürmetine yalvarmaları, huzurlu bir şekilde yeni yıla hayırlı adımlar atmayı, sağlık ve mutluluk içinde olmayı dilemelidirler. Her zaman da Allah korkusu ile iman korkusundan bizi ayırma diyerek Allahlarını unutmamaları lazımdır.   <br />
 <br />
 Birbirlerine, maddi manevi değerlerine sahip çıkıp, evliyalardan Ehlibeyt ve Muhammed Ali yollarından ayrılmamalarını, çevrelerine, ailelerine, yakınlarına, büyüğüne küçüğüne saygılı olmalarını, topluma kendilerinden de bir zarar gelmemesini, her hangi bir insana zarar vermemelerini, devletine milletine daima bağlı kalmalarını, onların insan gibi, işinde, mesleğinde, okulunda yetişmeleri için, öncü olarak güzel nasihatler vermelidirler. Olması gereken bu güzelliklerdir.  <br />
 <br />
 Ama şimdiki kuşaklar çığırından çıkmış, sokaklarda, pavyon, gazino kapılarında, kafelerde, içki kumar masalarının üzerinde ve daima insanlara zarar açacak terbiyesizlikleri aşırı bir şekilde, topluma hiç yakışmayan biçimde, ahlak kurallarını hiçe sayarak, tabancalarla, havai fişeklerle; yeni yıl kutlaması değil de sanki bir felaketten kurtulmuşcasına, eğlence değil de rezillik ortamını yaşatıyorlar. Gelen kuşaklara da bu rezillikleri miras bırakıyorlar.  <br />
 <br />
 Bu rezillikler dünyanın her yerine olduğu gibi, bizim ülkemizede sıçramıştır. Bu yüzden de aile birlikleri, akraba bağları, ana baba kardeş bağları kopmuştur. Kimse kimseye saygı vermediği gibi, içlerinde Allah korkusu da kalmamıştır. Bunların hepsini kendi toplumumuzda da görüyoruz.   <br />
 <br />
 Bu yüzden de, üzülerek söylüyorum ki, kötülükler bir diğerine örnek oluyor, insanlar her şeyi kendi bildikleri gibi uygulayarak, yakışmayan hareketlerle her ortamı felaketlere sürüklüyorlar.  <br />
 <br />
 İnsanlar yılbaşı gecesini kutlama yaparak değil de ailecek bir araya gelerek, aile bütünlüğü ile çevrelerine de örnek olarak, daha güzel ortamlar yaşatmalı, birbirlerine sadakatle yaklaşarak, gelecek için güzel umutlarla, her yönden sağlıklı bir şekilde yeni yıla girmeyi istemelidirler.  <br />
 <br />
 Z.A. Forum:  ]Müslüman toplumu dışındaki toplumlarda yılbaşı ile bağlantılı olarak akıllara &#8220;Noel Baba&#8221; gelmektedir. Gerçi son yıllarda Türk toplumunda da &#8220;Noel Baba&#8221;ya ilgi duyulmaya başlandığını gözlemlemekteyiz... Bütün bunların ışığında &#8220;Noel Baba&#8221; kimdir? Bir gerçekliği var mıdır? Toplumumuzun bu ilgisini nasıl karşılıyorsunuz?    <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  Noel Baba ismi ile bilinen bu kişi, aslında İsa nın çarmığa gerilmesine sebep olan bir papazdır. Aynı zamanda aziz Nikola diye bilinir..  <br />
 <br />
 İsa peygamberin çarmıha gerildiği gün, 26 Aralığı 27 Aralığa bağlayan gecedir.31 Aralığa kadar olan süre ise İsa nın çarmıh üzerinde kerametlerinin görüldüğü günlerdir. Ama Hazreti İsa&#8217;ya inanmayan o zamanın papazları, İsa&#8217;nın gösterdiği bu kerametleri açığa vermemek için, çarmıha gerdikleri günü, tam tersine İsa&#8217;nın doğum günü diyerek şaraplarla, içki alemleri ile kutlatmışlardır&#8230;Bir yerde yastır..  <br />
 <br />
 Hazreti İsa&#8217;nın çarmıha gerilmesinden bir süre sonra, Nikola isimli bu papaz, insanların, özelliklede çocukların düşüncelerini değiştirmek maksadıyla, Noel Baba ismiyle kendisini tanıtmiş, üç beş kişiyi değişik kıyafetler içinde, garip kılıklara sokarak, kapı kapı Noel Baba hediyesi diye hediyeler dağıttırmıştır. Diğer papazlarda bu günleri noel bayramı olarak kabul ettirmek için, bir takım sahtekarlıkları kullanmışlardır..  <br />
 <br />
 Aralık ayı içinde olan bu olayın gerçek yüzünü söylemediler, tam tersine İsanın doğumu diyerek çamlar süslediler , birbirlerine hediyeler verip, insanları ihtişama bağlayarak ne olduğunun bilinmesini istemediler. Yaptıkları pisliklerin öğrenilmesini engellemek için, yılbaşı gecesini öne sürerek &#8220;İsa gelip çam dallarına konacak ve bütün günahlarımız affolacak. &#8220;diye, gelen nesillerede, sanki bir ibadetmiş gibi yılbaşı gecesini kabul ettirdiler. Böylece tarihe de geçirmiş oldular. Bunun gerçek olduğuna inanan insanlar halen şu günde bile bunu uygulamaktadırlar. Çünkü İsa&#8217;ya saygıları büyüktür. Ancak Türkiye&#8217;de Alevilik-Sunnilik şeklinde mezhep ayrımları yapan insanlar olduğu gibi, bunların içinde de ayrım yapanlar vardır. İsa&#8217;ya karşı mezhep ayrımları yapılmaktadır. Papazların İsa gerçeğini insanlardan gizlemesi sonucunda da, hiç bir tarihi bilgiye ulaşılamadığı için, her gelen kişi kendine göre bir şeyler yazıp yayarak papazlık etmiştir.  <br />
 <br />
 Hazreti Muhammet Mustafa da dâhil olmak üzere, tüm peygamberlere ve Allah katına ermiş gerçek dervişlere, keramet sahibi olan canlara, nedense yaşadıkları her dönemde, kıskançlık, terbiyesizlik ve yakışmayan kötülükler, zulümler yapılmış, kabullenilememişlerdir. Bu evliyalar dünyadan ayrıldıktan sonra ise, onlardan kalan söz ve nefesleri, gerçek ibadetleri, kendilerine mal ederek, derleme-toplama bir takım kitaplarda, &#8220;yazıyor&#8221; diyerek, çıkar için kullanan kişiler de vardır..  <br />
 <br />
 Başlarını türbe edip bekleyerek, hele ki bu dönemlerde kimseleri sahiplendirmeyerek türbeler başında, onların isimlerini kullanarak, ibadet yapmış gibi görünmeye çalışan insanlar var. Ne yazık ki evliyaya yaşarken sahip çıkmaz, feyizlerinden yararlanmak istemez, gittiği yolu kabul edemez, elinden geldiği kadar kötülükler yaparlar, çamur atarak ışığını kapatmak için çabalarlar, sonra da, dediğim gibi türbeler adı altında, &#8220;sizin türbeniz, bizim türbemiz diyerek&#8221; kullanırlar.   <br />
 <br />
 Her gelen gerçek, topluma Allah tarafından okutulmuş Allah nefesleri ile Elif okuyarak, miraslarını bırakıp kayba girmişlerdir. Onlar ölmez, hiçbir zaman da ölemez&#8230;  <br />
 <br />
 Asırlar sonrası da, bu gerçeklerin kendileri meydanda bulunmadığından, çıkarcılar çıkarlarını korumak için onların adlarını kendi amaçlarına kullanıyorlar.  <br />
 <br />
 İsa da şu anda yaşamadığı için, kendilerini İsa&#8217;nın yerine koyarak, din adamı sıfatıyla, Allah inancını ve İsa ismini kullanıp, insanlara istedikleri gibi hükmediyorlar. Şimdi dünyanın her tarafında, İsa&#8217;nın Allah&#8217;ın oğlu olduğu kabul ediliyor. O zaman (haşa haşa) kötü bilinen bir can, şimdi nasıl oluyor da iyi kabul ediliyor?  <br />
 <br />
 Her zaman tarihler çarpıtılmıştır. Gerçekler saptırılmıştır, sahtekârlıklarla insanları kandırarak, bütün evliyaların ve peygamberlerin ismleri altında hüküm yürütmüşlerdir.   <br />
 <br />
 Z.A. Forum: ]Yeni yıla giriş vesilesi ile birçok olumsuzluğu yaşadığımız şu günlerde Türk toplumuna ve dünya üzerinde yaşayan diğer tüm insanlığa, Aleviliğin yaşayan tek Piri olarak, neler söylemek isterseniz, mesajınız ne olur?    <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  İnsanlık âlemine, yeni yılın huzur, dostluk, birlik beraberlik getirmesini, kardeşlik duygularıyla kötülüklere fırsat vermeden, insanların aileleriyle sağlıklı sıhhatli, barış dolu bir yaşamla, mutluluk içinde daha nice güzel yıllara ulaşmalarını dilerim.  <br />
 <br />
 Türkiye Cumhuriyetimizin, devletimizle, milletimizle, ordumuzla daima ayakta durmasını, bayrağımızın herzaman üstümüzde dalgalanmasını ve Yüce Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün yolunda nice genç kuşaklarımızın, hayırlı insan olarak yetişmelerini ister, Cenabı Allah&#8217;tan, kötülük gelecek kişilerin de ıslah olmasını temenni eder, yeni yıllarını kutlarım.  <br />
 <br />
 Ayrıca Zöhre Ana olarak, Ali &#8211; Muhammet yoluna gönül vermiş insanlarımızın da yeni yıllarını içtenlikle kutlar, huzur ve mutluluk içerisinde aileleriyle yaşamalarını dileyerek nice yıllar dilerim.  <br />
 <br />
 Gelin ey dostlarım birlik olalım  <br />
 İki cihan selverinden soralım  <br />
 Sorulur sorgular darda duralım  <br />
 Mürşidi Kamile kul olmayınca  <br />
 <br />
 Sağ elinde yanar kandili nurdan  <br />
 İmamlık mı aldın Ali soyundan  <br />
 Kervana Muhammed katar mı yoldan  <br />
 Elifi Kevserden söz olmayınca  <br />
 <br />
 Ben Zöhre Ana&#8217;yım bildirem sözü  <br />
 Allaha ayandır kulların özü  <br />
 Ameli kötüyse karadır yüzü  <br />
 Hikmeti Pirinden söz olmayınca  <br />
 <br />
 Ben Zöhre Ana&#8217;yım gidem Yemen&#8217;e  <br />
 Şimdi ders veririm Zöhre Gelin&#8217;e  <br />
 Go gıybeti dervişime ederse  <br />
 Pisliktir mayası bal olmayınca  <br />
 <br />
 Ben yari neylerim yarim Ali&#8217;dir  <br />
 Muhammed padişah vezir Veli&#8217;dir  <br />
 Yeşil güneş doğar Allah evidir  <br />
 Giremen cennete er olmayınca  <br />
 <br />
 Sekiz cennet kapısını açanlar  <br />
 Hakikat darında teri saçanlar  <br />
 Hü demeden o semaha uçanlar  <br />
 Hazreti Üseyin&#8217;e can olmayınca  <br />
 <br />
 Sen ne dersen de yaradan Allah  <br />
 Ahmed&#8217;i Mehmed&#8217;i kandırın vallah  <br />
 Ahrete gözlerin Ame&#8217;dir billah  <br />
 Hakikat şahidin Şah olmayınca  <br />
 <br />
 Z.A. Forum:  ]Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür eder, tüm forum üyeleri adına canı gönülden yeni yılınızı kutlar, niyazlarımızı sunarız.    <br />
 Pir Zöhre Ana:  Hayırlı yıllar..</blockquote> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">*Bütün Söz ve Nefesler Zöhre Ana&#8217;ya aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanması yasaktır.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">*Aktarımdan dolayı olabilecek hatalar tamamiyle bizlere aittir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="mycode_quote"><cite>EKİN yazdı:</cite>Z.A. Forum:  ]Yılbaşının anlamı nedir?   <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  Tüm dünya aleminde yılbaşı, &#8220;yeni yıla giriyoruz&#8221; diyerek, insanların zevk ve ihtişamla kutladıkları bir gecedir.  <br />
 <br />
 Bununla birlikte, birtakım ticari menfaatler peşinde koşan insanların, kendi çıkarları için işlerine geldiği gibi, diğer insanları yönlendirdikleri, lüzumsuz ortamlarda bütün topluma düzensiz hareketler yaptırdıkları, kendi amaçlarına ulaşabilmek için kullandıkları bir gecedir.  <br />
 <br />
 Bu gece de yoksul, perişan ,açlık ve sefalet içinde, bir ekmek parçası bulamayan insanları da heveslendirerek toplumu çığrından çıkartarak yaptıkları düzensizliktir..  <br />
 <br />
 Bir taraftan da, Hazreti İsa&#8217;nın yaşadığı dönemin rahipleri, papazları tarafından, İsa Peygamberin dünyaya geldiği gün gibi öne sürdükleri, aslında tam tersine çarmıha gerildiği günü, insanlara yanlış aktarıp, Noel ismiyle &#8220;İsanın doğum günüdür&#8221; diye kutlamalar yaptırdıkları bir gündür.   <br />
 <br />
 Gerçek ise, İsa nın doğduğu değil; tam tersine çarmığa gerildiği günün kutlanmasıdır. Bu da 26 Aralıktan 31 Aralığa kadar olan günlerdir.  <br />
 <br />
 Z.A. Forum: ]Yılbaşını insanlar nasıl geçirmelidir? Kutlama, eğlence yapılması hakkında ne düşünüyorsunuz?    <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  Yılbaşı gecesinde insanlar, aileleriyle ve kendi çevreleriyle, ahbap dost ilişkileri içinde bir araya gelmeli, her günkü gibi hoş sohbetler ederek, Cenabı Allah&#8217;a dualar edip yalvararak, kötü günlerden, gelecek kaza belalardan, açlıktan susuzluktan, insanlık üzerine gelecek kötülüklerden korumasını, huzur vermesini, çoluğunun çocuğunun acısını göstermemesini, kötü yollara sapmaktan kendilerini korumasını dilemelidirler.  <br />
 <br />
 Bu gecede insanlar; evinde yalnız ise de toplum içindeyse de, güzel dualar ile büyüklerin nasihatlerine kulak vererek, ağzı hayır dua yapan kişilerden öğütlerini alarak, Allahına duasını ederek, gelmiş geçmiş keramet sahibi olan ermiş, derviş, evliyalar yüzü suyu hürmetine yalvarmaları, huzurlu bir şekilde yeni yıla hayırlı adımlar atmayı, sağlık ve mutluluk içinde olmayı dilemelidirler. Her zaman da Allah korkusu ile iman korkusundan bizi ayırma diyerek Allahlarını unutmamaları lazımdır.   <br />
 <br />
 Birbirlerine, maddi manevi değerlerine sahip çıkıp, evliyalardan Ehlibeyt ve Muhammed Ali yollarından ayrılmamalarını, çevrelerine, ailelerine, yakınlarına, büyüğüne küçüğüne saygılı olmalarını, topluma kendilerinden de bir zarar gelmemesini, her hangi bir insana zarar vermemelerini, devletine milletine daima bağlı kalmalarını, onların insan gibi, işinde, mesleğinde, okulunda yetişmeleri için, öncü olarak güzel nasihatler vermelidirler. Olması gereken bu güzelliklerdir.  <br />
 <br />
 Ama şimdiki kuşaklar çığırından çıkmış, sokaklarda, pavyon, gazino kapılarında, kafelerde, içki kumar masalarının üzerinde ve daima insanlara zarar açacak terbiyesizlikleri aşırı bir şekilde, topluma hiç yakışmayan biçimde, ahlak kurallarını hiçe sayarak, tabancalarla, havai fişeklerle; yeni yıl kutlaması değil de sanki bir felaketten kurtulmuşcasına, eğlence değil de rezillik ortamını yaşatıyorlar. Gelen kuşaklara da bu rezillikleri miras bırakıyorlar.  <br />
 <br />
 Bu rezillikler dünyanın her yerine olduğu gibi, bizim ülkemizede sıçramıştır. Bu yüzden de aile birlikleri, akraba bağları, ana baba kardeş bağları kopmuştur. Kimse kimseye saygı vermediği gibi, içlerinde Allah korkusu da kalmamıştır. Bunların hepsini kendi toplumumuzda da görüyoruz.   <br />
 <br />
 Bu yüzden de, üzülerek söylüyorum ki, kötülükler bir diğerine örnek oluyor, insanlar her şeyi kendi bildikleri gibi uygulayarak, yakışmayan hareketlerle her ortamı felaketlere sürüklüyorlar.  <br />
 <br />
 İnsanlar yılbaşı gecesini kutlama yaparak değil de ailecek bir araya gelerek, aile bütünlüğü ile çevrelerine de örnek olarak, daha güzel ortamlar yaşatmalı, birbirlerine sadakatle yaklaşarak, gelecek için güzel umutlarla, her yönden sağlıklı bir şekilde yeni yıla girmeyi istemelidirler.  <br />
 <br />
 Z.A. Forum:  ]Müslüman toplumu dışındaki toplumlarda yılbaşı ile bağlantılı olarak akıllara &#8220;Noel Baba&#8221; gelmektedir. Gerçi son yıllarda Türk toplumunda da &#8220;Noel Baba&#8221;ya ilgi duyulmaya başlandığını gözlemlemekteyiz... Bütün bunların ışığında &#8220;Noel Baba&#8221; kimdir? Bir gerçekliği var mıdır? Toplumumuzun bu ilgisini nasıl karşılıyorsunuz?    <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  Noel Baba ismi ile bilinen bu kişi, aslında İsa nın çarmığa gerilmesine sebep olan bir papazdır. Aynı zamanda aziz Nikola diye bilinir..  <br />
 <br />
 İsa peygamberin çarmıha gerildiği gün, 26 Aralığı 27 Aralığa bağlayan gecedir.31 Aralığa kadar olan süre ise İsa nın çarmıh üzerinde kerametlerinin görüldüğü günlerdir. Ama Hazreti İsa&#8217;ya inanmayan o zamanın papazları, İsa&#8217;nın gösterdiği bu kerametleri açığa vermemek için, çarmıha gerdikleri günü, tam tersine İsa&#8217;nın doğum günü diyerek şaraplarla, içki alemleri ile kutlatmışlardır&#8230;Bir yerde yastır..  <br />
 <br />
 Hazreti İsa&#8217;nın çarmıha gerilmesinden bir süre sonra, Nikola isimli bu papaz, insanların, özelliklede çocukların düşüncelerini değiştirmek maksadıyla, Noel Baba ismiyle kendisini tanıtmiş, üç beş kişiyi değişik kıyafetler içinde, garip kılıklara sokarak, kapı kapı Noel Baba hediyesi diye hediyeler dağıttırmıştır. Diğer papazlarda bu günleri noel bayramı olarak kabul ettirmek için, bir takım sahtekarlıkları kullanmışlardır..  <br />
 <br />
 Aralık ayı içinde olan bu olayın gerçek yüzünü söylemediler, tam tersine İsanın doğumu diyerek çamlar süslediler , birbirlerine hediyeler verip, insanları ihtişama bağlayarak ne olduğunun bilinmesini istemediler. Yaptıkları pisliklerin öğrenilmesini engellemek için, yılbaşı gecesini öne sürerek &#8220;İsa gelip çam dallarına konacak ve bütün günahlarımız affolacak. &#8220;diye, gelen nesillerede, sanki bir ibadetmiş gibi yılbaşı gecesini kabul ettirdiler. Böylece tarihe de geçirmiş oldular. Bunun gerçek olduğuna inanan insanlar halen şu günde bile bunu uygulamaktadırlar. Çünkü İsa&#8217;ya saygıları büyüktür. Ancak Türkiye&#8217;de Alevilik-Sunnilik şeklinde mezhep ayrımları yapan insanlar olduğu gibi, bunların içinde de ayrım yapanlar vardır. İsa&#8217;ya karşı mezhep ayrımları yapılmaktadır. Papazların İsa gerçeğini insanlardan gizlemesi sonucunda da, hiç bir tarihi bilgiye ulaşılamadığı için, her gelen kişi kendine göre bir şeyler yazıp yayarak papazlık etmiştir.  <br />
 <br />
 Hazreti Muhammet Mustafa da dâhil olmak üzere, tüm peygamberlere ve Allah katına ermiş gerçek dervişlere, keramet sahibi olan canlara, nedense yaşadıkları her dönemde, kıskançlık, terbiyesizlik ve yakışmayan kötülükler, zulümler yapılmış, kabullenilememişlerdir. Bu evliyalar dünyadan ayrıldıktan sonra ise, onlardan kalan söz ve nefesleri, gerçek ibadetleri, kendilerine mal ederek, derleme-toplama bir takım kitaplarda, &#8220;yazıyor&#8221; diyerek, çıkar için kullanan kişiler de vardır..  <br />
 <br />
 Başlarını türbe edip bekleyerek, hele ki bu dönemlerde kimseleri sahiplendirmeyerek türbeler başında, onların isimlerini kullanarak, ibadet yapmış gibi görünmeye çalışan insanlar var. Ne yazık ki evliyaya yaşarken sahip çıkmaz, feyizlerinden yararlanmak istemez, gittiği yolu kabul edemez, elinden geldiği kadar kötülükler yaparlar, çamur atarak ışığını kapatmak için çabalarlar, sonra da, dediğim gibi türbeler adı altında, &#8220;sizin türbeniz, bizim türbemiz diyerek&#8221; kullanırlar.   <br />
 <br />
 Her gelen gerçek, topluma Allah tarafından okutulmuş Allah nefesleri ile Elif okuyarak, miraslarını bırakıp kayba girmişlerdir. Onlar ölmez, hiçbir zaman da ölemez&#8230;  <br />
 <br />
 Asırlar sonrası da, bu gerçeklerin kendileri meydanda bulunmadığından, çıkarcılar çıkarlarını korumak için onların adlarını kendi amaçlarına kullanıyorlar.  <br />
 <br />
 İsa da şu anda yaşamadığı için, kendilerini İsa&#8217;nın yerine koyarak, din adamı sıfatıyla, Allah inancını ve İsa ismini kullanıp, insanlara istedikleri gibi hükmediyorlar. Şimdi dünyanın her tarafında, İsa&#8217;nın Allah&#8217;ın oğlu olduğu kabul ediliyor. O zaman (haşa haşa) kötü bilinen bir can, şimdi nasıl oluyor da iyi kabul ediliyor?  <br />
 <br />
 Her zaman tarihler çarpıtılmıştır. Gerçekler saptırılmıştır, sahtekârlıklarla insanları kandırarak, bütün evliyaların ve peygamberlerin ismleri altında hüküm yürütmüşlerdir.   <br />
 <br />
 Z.A. Forum: ]Yeni yıla giriş vesilesi ile birçok olumsuzluğu yaşadığımız şu günlerde Türk toplumuna ve dünya üzerinde yaşayan diğer tüm insanlığa, Aleviliğin yaşayan tek Piri olarak, neler söylemek isterseniz, mesajınız ne olur?    <br />
 <br />
 Pir Zöhre Ana:  İnsanlık âlemine, yeni yılın huzur, dostluk, birlik beraberlik getirmesini, kardeşlik duygularıyla kötülüklere fırsat vermeden, insanların aileleriyle sağlıklı sıhhatli, barış dolu bir yaşamla, mutluluk içinde daha nice güzel yıllara ulaşmalarını dilerim.  <br />
 <br />
 Türkiye Cumhuriyetimizin, devletimizle, milletimizle, ordumuzla daima ayakta durmasını, bayrağımızın herzaman üstümüzde dalgalanmasını ve Yüce Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün yolunda nice genç kuşaklarımızın, hayırlı insan olarak yetişmelerini ister, Cenabı Allah&#8217;tan, kötülük gelecek kişilerin de ıslah olmasını temenni eder, yeni yıllarını kutlarım.  <br />
 <br />
 Ayrıca Zöhre Ana olarak, Ali &#8211; Muhammet yoluna gönül vermiş insanlarımızın da yeni yıllarını içtenlikle kutlar, huzur ve mutluluk içerisinde aileleriyle yaşamalarını dileyerek nice yıllar dilerim.  <br />
 <br />
 Gelin ey dostlarım birlik olalım  <br />
 İki cihan selverinden soralım  <br />
 Sorulur sorgular darda duralım  <br />
 Mürşidi Kamile kul olmayınca  <br />
 <br />
 Sağ elinde yanar kandili nurdan  <br />
 İmamlık mı aldın Ali soyundan  <br />
 Kervana Muhammed katar mı yoldan  <br />
 Elifi Kevserden söz olmayınca  <br />
 <br />
 Ben Zöhre Ana&#8217;yım bildirem sözü  <br />
 Allaha ayandır kulların özü  <br />
 Ameli kötüyse karadır yüzü  <br />
 Hikmeti Pirinden söz olmayınca  <br />
 <br />
 Ben Zöhre Ana&#8217;yım gidem Yemen&#8217;e  <br />
 Şimdi ders veririm Zöhre Gelin&#8217;e  <br />
 Go gıybeti dervişime ederse  <br />
 Pisliktir mayası bal olmayınca  <br />
 <br />
 Ben yari neylerim yarim Ali&#8217;dir  <br />
 Muhammed padişah vezir Veli&#8217;dir  <br />
 Yeşil güneş doğar Allah evidir  <br />
 Giremen cennete er olmayınca  <br />
 <br />
 Sekiz cennet kapısını açanlar  <br />
 Hakikat darında teri saçanlar  <br />
 Hü demeden o semaha uçanlar  <br />
 Hazreti Üseyin&#8217;e can olmayınca  <br />
 <br />
 Sen ne dersen de yaradan Allah  <br />
 Ahmed&#8217;i Mehmed&#8217;i kandırın vallah  <br />
 Ahrete gözlerin Ame&#8217;dir billah  <br />
 Hakikat şahidin Şah olmayınca  <br />
 <br />
 Z.A. Forum:  ]Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür eder, tüm forum üyeleri adına canı gönülden yeni yılınızı kutlar, niyazlarımızı sunarız.    <br />
 Pir Zöhre Ana:  Hayırlı yıllar..</blockquote> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">*Bütün Söz ve Nefesler Zöhre Ana&#8217;ya aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanması yasaktır.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">*Aktarımdan dolayı olabilecek hatalar tamamiyle bizlere aittir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Devrimci Alevi Komitesi üzerine]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-devrimci-alevi-komitesi-uzerine.html</link>
			<pubDate>Thu, 23 Dec 2010 17:50:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=9172">TürkmenTunceli</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-devrimci-alevi-komitesi-uzerine.html</guid>
			<description><![CDATA[]Devrimci Alevi Komitesi Üzerine.<br />
<br />
Devlete karşı çıkışlarında,<br />
Aleviliği kendilerinin tarlası gibi gören <br />
kimi sol çevrelere göre<br />
Alevilik bir ayaklanma ve <br />
devlete karşı duruş felsefesidir.<br />
Bu çevreler bu söylemi Alevliğin üzerine yapıştırarak<br />
onları kendi siyasi emellerinin aracı haline <br />
getirmeye çalışmaktadırlar.<br />
Bu guruplar Aleviliğin bir din değil,<br />
kültür birikimi ve yaşam felsefesi <br />
olduğu savını öne sürerek <br />
Aleviliği köklerinden koparmak <br />
ve sonrasında kendi siyasi düşüncelerinin<br />
parçası haline getirme çabasındadırlar.<br />
Erdoğan Çınar Aleviliğin Gizli Tarihi.Sayfa.221-222.<br />
<br />
Devrimci Alevi Komitesi 13 Mart saat 14:00'da <br />
Bursa'da Ördekli Kültür Merkezin'de<br />
'Aleviler ne istiyor' diye bir panel düzenledi.<br />
Çok az sayıda kişinin katıldığı panelde<br />
Alevilerin sorunları ve çözümleri <br />
üzerinde konuşmalar yapıldı.<br />
Devrimci Alevi Komitesi'nin <br />
daha önce duyuruda bulunmasına rağmen <br />
Bursa'da ki Alevi Derneklerimizin<br />
bu panele ilgisi az oldu.<br />
Zira kurulacak olan Alevi Partisine bir taban yaratma<br />
ve ya öncesinde bir nabız yoklama olarak gördü<br />
Bursa Alevi Dernekleri.<br />
8 Kasımda Kadıköy&#8217;de yapılan miting<br />
aslında telaşları bir bakıma haklı çıkarmıştı.<br />
Ardından Ali Balkız&#8217;ın öncülüğü ile kurulan<br />
EDP(Eşitlik ve Demokrasi Partisi)   <br />
]Alevi tabanına dayanarak parti kurulmasına yönelik  <br />
]yapılan çalışmaları doğrulamış oldu.<br />
<br />
<br />
Panelde sunucu olarak görev yapan<br />
Pir Sultan Abdal Sultanbeyli şube başkanı<br />
Sade Gül Çavuş Alisiz Aleviliğe <br />
ve kurulacak olan Alevi Partisine<br />
kesinlikle karşı çıktıklarını üzerine <br />
basa basa belirtti.<br />
Bu konuşması salonda bulunan az<br />
sayıda ki dinleyici tarafından destek gördü.<br />
Ancak iki üç kişiniz cılız itirazları üzerine <br />
Söz alan Bursa H.V.K.D başkanı<br />
Süreç içerisinde kullanıldıklarını belirtti.<br />
<br />
Aleviliğin yaratılışa, yaşama,<br />
ölümden sonrasına ait soylu ve derin inanışları vardır.<br />
Aleviler ibadet ederler, duaları vardır.<br />
Aleviliği bir inanıştan, din olmaktan çıkartıp,<br />
bir kültür ve yaşam felsefesi haline indirgemek <br />
bu soylu inanışı has sözlerle hançerlemektir.<br />
Alevilik devlete karşı duruş felsefesi değildir.<br />
<br />
]Alevilik felsefe olmadığı gibi köklü bir inanış,<br />
din olduğu gibi, Alevilik sevgi dinidir.<br />
Şiddeti ve devlete karşı duruşu ret eder.<br />
Alevilik binlerce yıllık tarihi boyunca zorda kalmadıkça <br />
silah kuşanmamıştır.<br />
Aleviler şiddete karşı saklanmayı <br />
ve çare olarak gerçeklere sığınmayı yeğlemişlerdir.<br />
'Münkirin taşına karşı, gerçeği kalkan etmek'<br />
Aleviliğin en temel düsturlarından biridir.<br />
Erdoğan Çınar Aleviliğin Gizli Tarihi.  Sayfa.221-222.<br />
<br />
Evet cepheleşen Türkiye&#8217;de<br />
iki arada bir derede kalan Sol&#8217;un kendisine <br />
bir çıkış noktası aradığı muhakkaktır.<br />
Bu çıkışı Aleviler üzerinden sağlamaya çalıştığı <br />
yayın organları, propagandaları, örgütler <br />
ve örgütlenmeleri ile gün gibi ortadadır artık.<br />
Daha 80 öncesinde hiç akıllarına gelmeyen Alevilik <br />
bugün Sol-Sosyalist çevreler için hem propagandalarında <br />
hem yayın organlarında dillerden düşmeyen<br />
bir unsur olarak yerini almıştır.<br />
Bize düşen görev ise siyasetin <br />
Aleviler ve Alevilik üzerinde ki<br />
(tek Sol değil Sağ siyaset açısından da geçerlidir bu) <br />
rantını görmektir.<br />
Siyasi tercih ve kaygılarımız dışında bir <br />
Aleviliğin yaşanması ve 8 Kasım Kadıköy<br />
taban yoklaması mitingi <br />
gibi mitinglere kurban gitmemek dileklerimle.<br />
<br />
Türkmen Tunceli.    ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]Devrimci Alevi Komitesi Üzerine.<br />
<br />
Devlete karşı çıkışlarında,<br />
Aleviliği kendilerinin tarlası gibi gören <br />
kimi sol çevrelere göre<br />
Alevilik bir ayaklanma ve <br />
devlete karşı duruş felsefesidir.<br />
Bu çevreler bu söylemi Alevliğin üzerine yapıştırarak<br />
onları kendi siyasi emellerinin aracı haline <br />
getirmeye çalışmaktadırlar.<br />
Bu guruplar Aleviliğin bir din değil,<br />
kültür birikimi ve yaşam felsefesi <br />
olduğu savını öne sürerek <br />
Aleviliği köklerinden koparmak <br />
ve sonrasında kendi siyasi düşüncelerinin<br />
parçası haline getirme çabasındadırlar.<br />
Erdoğan Çınar Aleviliğin Gizli Tarihi.Sayfa.221-222.<br />
<br />
Devrimci Alevi Komitesi 13 Mart saat 14:00'da <br />
Bursa'da Ördekli Kültür Merkezin'de<br />
'Aleviler ne istiyor' diye bir panel düzenledi.<br />
Çok az sayıda kişinin katıldığı panelde<br />
Alevilerin sorunları ve çözümleri <br />
üzerinde konuşmalar yapıldı.<br />
Devrimci Alevi Komitesi'nin <br />
daha önce duyuruda bulunmasına rağmen <br />
Bursa'da ki Alevi Derneklerimizin<br />
bu panele ilgisi az oldu.<br />
Zira kurulacak olan Alevi Partisine bir taban yaratma<br />
ve ya öncesinde bir nabız yoklama olarak gördü<br />
Bursa Alevi Dernekleri.<br />
8 Kasımda Kadıköy&#8217;de yapılan miting<br />
aslında telaşları bir bakıma haklı çıkarmıştı.<br />
Ardından Ali Balkız&#8217;ın öncülüğü ile kurulan<br />
EDP(Eşitlik ve Demokrasi Partisi)   <br />
]Alevi tabanına dayanarak parti kurulmasına yönelik  <br />
]yapılan çalışmaları doğrulamış oldu.<br />
<br />
<br />
Panelde sunucu olarak görev yapan<br />
Pir Sultan Abdal Sultanbeyli şube başkanı<br />
Sade Gül Çavuş Alisiz Aleviliğe <br />
ve kurulacak olan Alevi Partisine<br />
kesinlikle karşı çıktıklarını üzerine <br />
basa basa belirtti.<br />
Bu konuşması salonda bulunan az<br />
sayıda ki dinleyici tarafından destek gördü.<br />
Ancak iki üç kişiniz cılız itirazları üzerine <br />
Söz alan Bursa H.V.K.D başkanı<br />
Süreç içerisinde kullanıldıklarını belirtti.<br />
<br />
Aleviliğin yaratılışa, yaşama,<br />
ölümden sonrasına ait soylu ve derin inanışları vardır.<br />
Aleviler ibadet ederler, duaları vardır.<br />
Aleviliği bir inanıştan, din olmaktan çıkartıp,<br />
bir kültür ve yaşam felsefesi haline indirgemek <br />
bu soylu inanışı has sözlerle hançerlemektir.<br />
Alevilik devlete karşı duruş felsefesi değildir.<br />
<br />
]Alevilik felsefe olmadığı gibi köklü bir inanış,<br />
din olduğu gibi, Alevilik sevgi dinidir.<br />
Şiddeti ve devlete karşı duruşu ret eder.<br />
Alevilik binlerce yıllık tarihi boyunca zorda kalmadıkça <br />
silah kuşanmamıştır.<br />
Aleviler şiddete karşı saklanmayı <br />
ve çare olarak gerçeklere sığınmayı yeğlemişlerdir.<br />
'Münkirin taşına karşı, gerçeği kalkan etmek'<br />
Aleviliğin en temel düsturlarından biridir.<br />
Erdoğan Çınar Aleviliğin Gizli Tarihi.  Sayfa.221-222.<br />
<br />
Evet cepheleşen Türkiye&#8217;de<br />
iki arada bir derede kalan Sol&#8217;un kendisine <br />
bir çıkış noktası aradığı muhakkaktır.<br />
Bu çıkışı Aleviler üzerinden sağlamaya çalıştığı <br />
yayın organları, propagandaları, örgütler <br />
ve örgütlenmeleri ile gün gibi ortadadır artık.<br />
Daha 80 öncesinde hiç akıllarına gelmeyen Alevilik <br />
bugün Sol-Sosyalist çevreler için hem propagandalarında <br />
hem yayın organlarında dillerden düşmeyen<br />
bir unsur olarak yerini almıştır.<br />
Bize düşen görev ise siyasetin <br />
Aleviler ve Alevilik üzerinde ki<br />
(tek Sol değil Sağ siyaset açısından da geçerlidir bu) <br />
rantını görmektir.<br />
Siyasi tercih ve kaygılarımız dışında bir <br />
Aleviliğin yaşanması ve 8 Kasım Kadıköy<br />
taban yoklaması mitingi <br />
gibi mitinglere kurban gitmemek dileklerimle.<br />
<br />
Türkmen Tunceli.    ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hollywood Filmleri tarzında, İskender Pala Şah ve Sultan]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-hollywood-filmleri-tarzinda-iskender-pala-sah-ve-sultan.html</link>
			<pubDate>Thu, 23 Dec 2010 17:06:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=9172">TürkmenTunceli</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-hollywood-filmleri-tarzinda-iskender-pala-sah-ve-sultan.html</guid>
			<description><![CDATA[ Amerikan filmleri zevkle izlediğimiz filmler. Son yıllarda Hollywood can sıkıcı filmlere imza atsa da gişe rekorları kırmış, reklâm yapmış filmler dışında zevk vermiyor artık. Çoğumuz izlediğimiz filmlerin içinde ki buram buram kokan misyonerliğe soyunmuş sahne ve görüntülerin farkında değilizdir. Öyle ince çizgilerle anlatılır ki örneğin Hollywood yapımı hemen her filmde Kilise ve Amerikan bayrağı mutlaka gösterilir. Her popüler filme konulan üç beş tane kilise nikâhı sahneriyle genç kızlarımızın şu sıralar   kilise nikâhıyla evlenmek istemelerini sağlayan, kültürümüzü yozlaştıran(benliğimizi yok etmiş Arap kültürünü daha ne kadar yozlaştıracaksa artık, buda başka bir sorun) beklide küreselleşmenin baş habercisi naçizane eserlerdir Hollywood filmleri. &#8216;Elimde Hollywood olsaydı Komünizmi yaymak için başka bir araca ihtiyaç duymazdım&#8217; Stalin&#8217;in bu sözünden başka söylediği doğru bir sözü yok sanırım.  <br />
   <br />
Şah ve Sultan İskender Pala&#8217;nın yeni kitabı. 28 Şubat sürecinde ordudan atılmış ve bir dönem Zaman gazetesinde Divan Edebiyatı ile ilgili köşesi bulunan yazar İskender Pala. Açıkçası Osmanlıya hayranlığını Ordudan atılma ve Zaman Gazetesi yazarlığının yanında Osmanlıca Çeşnili diliyle kültür yazılardan da anlayabiliriz. Osmanlıya hayranlığının yanında Şah ve Safevi karşıtlığını rahatlıkla görürüz son kitabında. Bu karşıtlığı o kadar başarıyla ve ince çizgilerle yapar ki Hollywood&#8217;un kültür erozyonu filmlerine ya da Liberalizmin yardakçısı olan The New York Times Gazetesi yazarları arasına rahatlıkla katılabilir.  <br />
    <br />
 Bilbordlarda afişine rastlanılacak kadar reklâmı yapılan ve tarihi süreç içerisinde Alevi-Sünni çatışmalarına olan meraklardan dolayı ses getiren bu kitap aslında beklentilerin çokta altında kaldı. Sözüm ona tarihi belgelere dayanarak ve birazda Roman türünde bir yapıt olması bakımından hayali olayların eklendiğini belirten İskender Pala her ne hikmetse hayali olayları hep Şah&#8217;tan yana kullanmış ve Yavuz hep aklanan taraf olmuştur. Tüm yaptıklarında haklıdır Yavuz. Yavuz kardeşlerini öldürür, babasına karşı savaşır, haklıdır çünkü İmparatorluğun devamı için gereklidir bu. İmparatorluk içinde ki isyanlara karşı çok sert yanıtlar verir ve gene haklıdır. Söz konusu olan İmparatorluğun iç güvenliğidir. Gel gelelim ki Yavuz&#8217;da haklı olan bu uygulamalar söz konusu Şah olduğunda bir anda Kızılbaş düşmanlığına bürünüp katil, cani profiline dönüştürülür kitapta. Yavuz&#8217;un babasına, kardeşlerine ve isyanlara karşı yaptıkları katliamlar es geçilip Şah&#8217;ın annesi olan Alem Şah Begüm&#8217;ü Şii olmadığı gerekçesiyle öldürdüğü ve Tebriz&#8217;de binlerce Sünni&#8217;yi katlettiği bir katil profili çizdirilerek anlatılır.  <br />
 Oysa Begüm Şah böyle bir uygulamaya maruz kalmamıştır. Her daim oğlunun yanında yer almış ve en büyük destekçisi olmuştur.  <br />
    <br />
 İskender Pala&#8217;nın karşı Türkmen kimliği Çaldıran savaşında da belirir. Kızılbaş Türkmen Ordusunun ve Şah İsmail&#8217;in Türk kanı dökülmesin diye geri çekilmesini, Osmanlı Ordusunu oyalayıp kışa denk getirtip geri dönmesini sağlamak istemesini ve bu nedenle sürekli geri çekilmesi bir kaypaklık ve korkaklık olarak niteler İskender Pala. Oysa Safevi Türkmen Ordusu Türk kanı dökülmesin diye verdiği çabanın yanında binlerce fırsat geçmesine rağmen gece baskınlarını ve savaşta ateşli silah kullanmayı namertlikten saymıştır. Osmanlı ordusunu yiğitçe mertçe karşılamıştır Çaldıran&#8217;da Safevi Türkmen Ordusu.  <br />
    <br />
 Pala&#8217;nın Türkmen karşıtlığına devam edelim. Bu karşıtlık, konu Türkmen Kızılbaş kadını olduğunda da gösterir. Çaldıran&#8217;da eşlerinin yanında kahramanca savaşa giren ve ölen binlerce kahraman Türk-Türkmen kadını ve Şah İsmail&#8217;in eşi Taçlı Hatun&#8217;a da olmadık iftiralar atar. Oysa ne enteresandır değil mi? Osmanlı sarayında devşirme kadınlar cirit atıp, devletin siyaseti ve kendi çıkarları için binlerce komplo hazırlayıp kelle uçururken Türk kadını Çaldıran&#8217;da eşinin yanındadır, Safevi Türkmen Ordusundadır. Yavuz&#8217;un eşi Hafsa Sultan Sarayındadır, Şah İsmail&#8217;in eşi Taçlı Hatun ise Çaldırandadır, savaş meydanındadır.  <br />
İskender Pala&#8217;nın körelmiş Araplaşmış ve kadınlarımıza peçe örttürtüp dört duvar arasına sokturmuş zihniyeti bu tarihsel hakikat(ler) ile son bulur mu?  Onun Araplaşmış, Ümmetçi, <br />
Kızılbaş, Türk ve Türkmen düşmanlığı ile  dolu zihniyeti ulusal bilincimizin önünde ezilmesi dileklerimle&#8230;<br />
 <br />
Tomris Hatun, Süyün Bike,Taçlı Hatun, Alem Şah Begüm, İparhan, Nene Hatun, Halide Edip Adıvar, Şerife Bacı ve daha sayamadığımız binlerce kahraman Türk kadınını saygıyla anıyoruz..  <br />
 <br />
 <br />
Türkmen Tunceli. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Amerikan filmleri zevkle izlediğimiz filmler. Son yıllarda Hollywood can sıkıcı filmlere imza atsa da gişe rekorları kırmış, reklâm yapmış filmler dışında zevk vermiyor artık. Çoğumuz izlediğimiz filmlerin içinde ki buram buram kokan misyonerliğe soyunmuş sahne ve görüntülerin farkında değilizdir. Öyle ince çizgilerle anlatılır ki örneğin Hollywood yapımı hemen her filmde Kilise ve Amerikan bayrağı mutlaka gösterilir. Her popüler filme konulan üç beş tane kilise nikâhı sahneriyle genç kızlarımızın şu sıralar   kilise nikâhıyla evlenmek istemelerini sağlayan, kültürümüzü yozlaştıran(benliğimizi yok etmiş Arap kültürünü daha ne kadar yozlaştıracaksa artık, buda başka bir sorun) beklide küreselleşmenin baş habercisi naçizane eserlerdir Hollywood filmleri. &#8216;Elimde Hollywood olsaydı Komünizmi yaymak için başka bir araca ihtiyaç duymazdım&#8217; Stalin&#8217;in bu sözünden başka söylediği doğru bir sözü yok sanırım.  <br />
   <br />
Şah ve Sultan İskender Pala&#8217;nın yeni kitabı. 28 Şubat sürecinde ordudan atılmış ve bir dönem Zaman gazetesinde Divan Edebiyatı ile ilgili köşesi bulunan yazar İskender Pala. Açıkçası Osmanlıya hayranlığını Ordudan atılma ve Zaman Gazetesi yazarlığının yanında Osmanlıca Çeşnili diliyle kültür yazılardan da anlayabiliriz. Osmanlıya hayranlığının yanında Şah ve Safevi karşıtlığını rahatlıkla görürüz son kitabında. Bu karşıtlığı o kadar başarıyla ve ince çizgilerle yapar ki Hollywood&#8217;un kültür erozyonu filmlerine ya da Liberalizmin yardakçısı olan The New York Times Gazetesi yazarları arasına rahatlıkla katılabilir.  <br />
    <br />
 Bilbordlarda afişine rastlanılacak kadar reklâmı yapılan ve tarihi süreç içerisinde Alevi-Sünni çatışmalarına olan meraklardan dolayı ses getiren bu kitap aslında beklentilerin çokta altında kaldı. Sözüm ona tarihi belgelere dayanarak ve birazda Roman türünde bir yapıt olması bakımından hayali olayların eklendiğini belirten İskender Pala her ne hikmetse hayali olayları hep Şah&#8217;tan yana kullanmış ve Yavuz hep aklanan taraf olmuştur. Tüm yaptıklarında haklıdır Yavuz. Yavuz kardeşlerini öldürür, babasına karşı savaşır, haklıdır çünkü İmparatorluğun devamı için gereklidir bu. İmparatorluk içinde ki isyanlara karşı çok sert yanıtlar verir ve gene haklıdır. Söz konusu olan İmparatorluğun iç güvenliğidir. Gel gelelim ki Yavuz&#8217;da haklı olan bu uygulamalar söz konusu Şah olduğunda bir anda Kızılbaş düşmanlığına bürünüp katil, cani profiline dönüştürülür kitapta. Yavuz&#8217;un babasına, kardeşlerine ve isyanlara karşı yaptıkları katliamlar es geçilip Şah&#8217;ın annesi olan Alem Şah Begüm&#8217;ü Şii olmadığı gerekçesiyle öldürdüğü ve Tebriz&#8217;de binlerce Sünni&#8217;yi katlettiği bir katil profili çizdirilerek anlatılır.  <br />
 Oysa Begüm Şah böyle bir uygulamaya maruz kalmamıştır. Her daim oğlunun yanında yer almış ve en büyük destekçisi olmuştur.  <br />
    <br />
 İskender Pala&#8217;nın karşı Türkmen kimliği Çaldıran savaşında da belirir. Kızılbaş Türkmen Ordusunun ve Şah İsmail&#8217;in Türk kanı dökülmesin diye geri çekilmesini, Osmanlı Ordusunu oyalayıp kışa denk getirtip geri dönmesini sağlamak istemesini ve bu nedenle sürekli geri çekilmesi bir kaypaklık ve korkaklık olarak niteler İskender Pala. Oysa Safevi Türkmen Ordusu Türk kanı dökülmesin diye verdiği çabanın yanında binlerce fırsat geçmesine rağmen gece baskınlarını ve savaşta ateşli silah kullanmayı namertlikten saymıştır. Osmanlı ordusunu yiğitçe mertçe karşılamıştır Çaldıran&#8217;da Safevi Türkmen Ordusu.  <br />
    <br />
 Pala&#8217;nın Türkmen karşıtlığına devam edelim. Bu karşıtlık, konu Türkmen Kızılbaş kadını olduğunda da gösterir. Çaldıran&#8217;da eşlerinin yanında kahramanca savaşa giren ve ölen binlerce kahraman Türk-Türkmen kadını ve Şah İsmail&#8217;in eşi Taçlı Hatun&#8217;a da olmadık iftiralar atar. Oysa ne enteresandır değil mi? Osmanlı sarayında devşirme kadınlar cirit atıp, devletin siyaseti ve kendi çıkarları için binlerce komplo hazırlayıp kelle uçururken Türk kadını Çaldıran&#8217;da eşinin yanındadır, Safevi Türkmen Ordusundadır. Yavuz&#8217;un eşi Hafsa Sultan Sarayındadır, Şah İsmail&#8217;in eşi Taçlı Hatun ise Çaldırandadır, savaş meydanındadır.  <br />
İskender Pala&#8217;nın körelmiş Araplaşmış ve kadınlarımıza peçe örttürtüp dört duvar arasına sokturmuş zihniyeti bu tarihsel hakikat(ler) ile son bulur mu?  Onun Araplaşmış, Ümmetçi, <br />
Kızılbaş, Türk ve Türkmen düşmanlığı ile  dolu zihniyeti ulusal bilincimizin önünde ezilmesi dileklerimle&#8230;<br />
 <br />
Tomris Hatun, Süyün Bike,Taçlı Hatun, Alem Şah Begüm, İparhan, Nene Hatun, Halide Edip Adıvar, Şerife Bacı ve daha sayamadığımız binlerce kahraman Türk kadınını saygıyla anıyoruz..  <br />
 <br />
 <br />
Türkmen Tunceli. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HABER TÜRK kanalında Mevlana sohbetinde ilginç açıklama...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-haber-turk-kanalinda-mevlana-sohbetinde-ilginc-aciklama--33037.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 00:20:24 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=1022">HÜSEYIN150</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-haber-turk-kanalinda-mevlana-sohbetinde-ilginc-aciklama--33037.html</guid>
			<description><![CDATA[ Merhaba Arkadaşlar,<br />
 <br />
Haber Türk kanalında 17 12 2010 tarihinde düzenlenen ŞEB-İ ARUS törenleri yayını konu ile ÖTEKİ GÜNDEM proglaramında Mevlana sohbeti yapıldı.<br />
 <br />
Profösorler , tarihciler , doktorlar ile aşkı ve Mevlana düşüncesini konu alan bir sohbet yapıldı. Burda bir tarihçi olan Tuğrul İnançer Mevlana hakkında ve tarih hakkında bilgiler verdi. Sunucunun bir sorusuna verdiği cevap beni bu konuyu açmamı gerektirdi ;<br />
 <br />
Öteki gündem program sunucusunun sorduğu soru ; Mevlana nın ulaştığı aşk ve mertebesine her kez ulaşabilirmi ?<br />
 <br />
cevap : Allah sevgisi ile herkez aynı mertebeye ulaşabilir.<br />
<br />
Bu gün Hz Mevlana diye anlatılan Celal Abbas pirim bir düşünür gözü ile bakan ve onun eriştiği mertebeye herkezin erişebileceğini düşünen bir tarihçi ve bu doğrultuda düşünen insanlar , neyin peşinde ? <br />
<br />
Yarında birini karşımıza çıkarıp , bu zatımuhteremde Mevlananın mertebesine erişmiş Allah ın sevgili kulu hoca efendi demezlermi ?<br />
<br />
Evliyalık , Pirlik gibi Allahın bin bir donundan biri olan bu mertebeye herkezi aynı dereceye nasıl koyuyorlar ?   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Merhaba Arkadaşlar,<br />
 <br />
Haber Türk kanalında 17 12 2010 tarihinde düzenlenen ŞEB-İ ARUS törenleri yayını konu ile ÖTEKİ GÜNDEM proglaramında Mevlana sohbeti yapıldı.<br />
 <br />
Profösorler , tarihciler , doktorlar ile aşkı ve Mevlana düşüncesini konu alan bir sohbet yapıldı. Burda bir tarihçi olan Tuğrul İnançer Mevlana hakkında ve tarih hakkında bilgiler verdi. Sunucunun bir sorusuna verdiği cevap beni bu konuyu açmamı gerektirdi ;<br />
 <br />
Öteki gündem program sunucusunun sorduğu soru ; Mevlana nın ulaştığı aşk ve mertebesine her kez ulaşabilirmi ?<br />
 <br />
cevap : Allah sevgisi ile herkez aynı mertebeye ulaşabilir.<br />
<br />
Bu gün Hz Mevlana diye anlatılan Celal Abbas pirim bir düşünür gözü ile bakan ve onun eriştiği mertebeye herkezin erişebileceğini düşünen bir tarihçi ve bu doğrultuda düşünen insanlar , neyin peşinde ? <br />
<br />
Yarında birini karşımıza çıkarıp , bu zatımuhteremde Mevlananın mertebesine erişmiş Allah ın sevgili kulu hoca efendi demezlermi ?<br />
<br />
Evliyalık , Pirlik gibi Allahın bin bir donundan biri olan bu mertebeye herkezi aynı dereceye nasıl koyuyorlar ?   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HABER TÜRK kanalında Mevlana sohbetinde ilginç açıklama...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-haber-turk-kanalinda-mevlana-sohbetinde-ilginc-aciklama.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 00:07:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=1022">HÜSEYIN150</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-haber-turk-kanalinda-mevlana-sohbetinde-ilginc-aciklama.html</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba Arkadaşlar,Haber Türk kanalında 17 12 2010 tarihinde düzenlenen ŞEB-İ ARUS törenleri yayını konu ile ÖTEKİ GÜNDEM proglaramında Mevlana sohbeti yapıldı.Profösorler , tarihciler , doktorlar ile aşkı ve Mevlana düşüncesini konu alan bir konuşma yapıldı. Burda bir tarihçi olan Tuğrul İnançer Mevlana hakkında ve tarih hakkında bilgiler verdi. Sunucunun bir sorusuna verdiği cevap beni bu konuyu açmamı gerektirdi ;Öteki gündem program sunucusunun sorduğu soru ; Mevlana nın ulaştığı aşk ve mertebesine her kez ulaşabilirmi ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba Arkadaşlar,Haber Türk kanalında 17 12 2010 tarihinde düzenlenen ŞEB-İ ARUS törenleri yayını konu ile ÖTEKİ GÜNDEM proglaramında Mevlana sohbeti yapıldı.Profösorler , tarihciler , doktorlar ile aşkı ve Mevlana düşüncesini konu alan bir konuşma yapıldı. Burda bir tarihçi olan Tuğrul İnançer Mevlana hakkında ve tarih hakkında bilgiler verdi. Sunucunun bir sorusuna verdiği cevap beni bu konuyu açmamı gerektirdi ;Öteki gündem program sunucusunun sorduğu soru ; Mevlana nın ulaştığı aşk ve mertebesine her kez ulaşabilirmi ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hüseyin Hatemi'nin, Zöhre Ana'ya saygısızlığı.]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-huseyin-hatemi-nin-zohre-ana-ya-saygisizligi.html</link>
			<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 10:41:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=5">EKİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-huseyin-hatemi-nin-zohre-ana-ya-saygisizligi.html</guid>
			<description><![CDATA[ALINTI:<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/12/30.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 30.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;ALEVİLİKTE DE SÜNNİLİKTE DE HASTALIK BELİRTİLERİ VAR&#8221; </span><br />
 Mesela aleviler içinde Zühre Ana  diye bir şey çıkıyor, kitapları yenir yutulur şeyler değil ama o kadar  bilgi seviyesi, bilinç seviyesi o kadar düşmüş ki alevi toplumunda  maalesef, &#8216;Ali&#8217;siz Alevilik&#8217; gibi görüşler, materyalist Alevilik gibi  görüşler veya o Zühre Ana&#8217;nın kitaplarında olduğu gibi; reenkarnasyon  görüşleri, bütün bunlar Alevilerde nasıl varsa, Sünni düşünce de  Türkiye&#8217;de çok hastalık belirtileri var. Halbuki Hüseyin&#8217;in kanıdır,  Hüseyin&#8217;in kanı bilincidir insanı temizleyecek, arıtacak olan. Bunu  Osmanlı zamanında Mevlevi Fasih dede söylemişti. Hüseyin büyük  kurbandır, büyük insanlık şehididir. Bunu Muhammed-i İkbal(Pakistanlı  Sünni şair) söylüyor ama Türkiye&#8217;de bu bilinç yok.  Ben 2,5 sene Yeni  Şafak&#8217;ta yazdığım sırada İmam Hüseyin, Ehl-i Beyt sevgisinden  bahsettiğim yazılara çok korkunç tepkiler aldım, o yüzden esefle gördüm  ki, Türkiye&#8217;de benim gençliğim oranla Sünni halk arasında demeyelim ama  kendisini okumuş yazmış entelektüel hatta dini önder sayanlar arasında  korkunç bir gerileme var. Ehl-i Beyt, İslam&#8217;ın gerçek manası. <br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: Red;" class="mycode_color">Madem yiyemiyecek ve yutamayacaksınız, ozaman yiyemiyeceğiniz lokmayı ne demeye ağzınıza alıyorsunuz. Sadece gücünüzün yeteceğiyle uğraşın. Hakikat lokmasını bilenler yesin.</span> </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ALINTI:<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/12/30.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 30.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;ALEVİLİKTE DE SÜNNİLİKTE DE HASTALIK BELİRTİLERİ VAR&#8221; </span><br />
 Mesela aleviler içinde Zühre Ana  diye bir şey çıkıyor, kitapları yenir yutulur şeyler değil ama o kadar  bilgi seviyesi, bilinç seviyesi o kadar düşmüş ki alevi toplumunda  maalesef, &#8216;Ali&#8217;siz Alevilik&#8217; gibi görüşler, materyalist Alevilik gibi  görüşler veya o Zühre Ana&#8217;nın kitaplarında olduğu gibi; reenkarnasyon  görüşleri, bütün bunlar Alevilerde nasıl varsa, Sünni düşünce de  Türkiye&#8217;de çok hastalık belirtileri var. Halbuki Hüseyin&#8217;in kanıdır,  Hüseyin&#8217;in kanı bilincidir insanı temizleyecek, arıtacak olan. Bunu  Osmanlı zamanında Mevlevi Fasih dede söylemişti. Hüseyin büyük  kurbandır, büyük insanlık şehididir. Bunu Muhammed-i İkbal(Pakistanlı  Sünni şair) söylüyor ama Türkiye&#8217;de bu bilinç yok.  Ben 2,5 sene Yeni  Şafak&#8217;ta yazdığım sırada İmam Hüseyin, Ehl-i Beyt sevgisinden  bahsettiğim yazılara çok korkunç tepkiler aldım, o yüzden esefle gördüm  ki, Türkiye&#8217;de benim gençliğim oranla Sünni halk arasında demeyelim ama  kendisini okumuş yazmış entelektüel hatta dini önder sayanlar arasında  korkunç bir gerileme var. Ehl-i Beyt, İslam&#8217;ın gerçek manası. <br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: Red;" class="mycode_color">Madem yiyemiyecek ve yutamayacaksınız, ozaman yiyemiyeceğiniz lokmayı ne demeye ağzınıza alıyorsunuz. Sadece gücünüzün yeteceğiyle uğraşın. Hakikat lokmasını bilenler yesin.</span> </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kerbela Yalanları?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kerbela-yalanlari.html</link>
			<pubDate>Sun, 12 Dec 2010 18:23:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=75">Dogan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kerbela-yalanlari.html</guid>
			<description><![CDATA[Kerbela, insanlar tarafından çok bilinen bir isimdir. Özellikle İslam alemi tarafından tanınan  bir yerdir. Kerbela'yı bilindik bir coğrafya yapan oranın doğal güzelliği veya zenginliği değil acısıdır. Her Müslüman tarafından susuzluk ve Hz. Hüseyin adıyla çağrışım yapar. <br />
<br />
Acaba Kerbela hakkında yazılan resmi tarihe inanmalı mıyız?<br />
<br />
Hz. Hüseyin'in katledildiği yer olarak bilinen bu kutsal coğrafyada  yaşananlar ne yazık ki tarihi kaynaklarda yalan ve yanlış yazılmıştır. Her devlette tarihi iktidarlar yazar ve yazdığı tarihi toplumuna kendi yazdığı şekilde öğretir. Kerbela olayından sonra kurulan Emevi saltanatı kendi yaptığı bu zulmü gizlemek için gerçekleri çarpıtarak yazmıştır. <br />
Çok güçlü bir şekilde, Kerbela'da yaşananları bir iktidar mücadelesi olarak vurgulamıştır. Gerçekten de halifeliği kuran Muaviye için dava saltanat davasıdır. Ancak Ehlibeyt için durum çok farklı ve kabul edilemezdir.<br />
<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">Kerbela'ya Dair Söylenen Bazı Yalanları İrdeleyelim:</span><br />
Söylenen büyük yalanlardan biri Hz. Ali'nin 4. halife olduğudur. Bu yalanla Hz. Ali ile kendilerini aynı kefeye koymak ve gerçeği gizlemek amaçlanmıştır. Oysa Hz. Ali şehit edildikten sonra Halifeler dönemi başlamış ve Emevi sultanlığı kurulmuştur. İlk halife Ebu Bekir Sıddık, ikinci halife Ömer, üçüncü halife Osman'dır.<br />
<br />
Kerbela'da yaşananlar hakkında söylenen büyük yalanlardan biri Hz. Ali'nin evinden çıkarken bir meczub tarafından kılıç darbesiyle ağır yaralandığı ve sonra da evinde yatağında kurtulamayarak şehit olduğudur.<br />
Oysa Alevi toplumu tarih boyunca dönem dönem gelen pirlerinden, O'nun namazda Sıddık (Milcan) tarafından secdedeyken şehit edildiğini öğrenmiştir.<br />
Bu Sıddık (Milcan), Hz. Ali'nin kundak içinde eşiğinde bulduğu bebektir. <br />
Bu bebek Muaviye'nin karısı Havva'nındır. Muaviye'nin kızı Ayşe,  Hz. Hasan'a kaçtığı için Muaviye hamile olan karısını evden kovmuş, doğum yapan Havva 'Hz. Ali sahip çıkar.' düşüncesiyle bebeğini O'nun eşiğine bırakmıştır. <br />
Bu çocuk 7 yaşına gelince Muaviye'nin oğlu olduğunu öğrenir. Muaviye onu türlü yalanlarla kandırarak öfkelendirir ve Hz. Ali'yi namazda katletmesini sağlar.  <br />
<br />
Söylenen bir diğer büyük yalan ise Hz. Hüseyin'in halifelik davası uğrunda şehit düştüğüdür. Buna ne yazık ki Aleviler de inanmaktadır. Oysa <span style="color: Blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Hüseyin, dedesi  Hz. Muhammed'den kalan Kur'an uğrunda şehit düşmüştür.</span></span><br />
Halifelik mücadelesi yalanıyla Muaviye, hem kendini gizlemiş hem de Hz. Hüseyin'in katledilmesini meşru bir zemine oturtmak istemiştir.<br />
<br />
Kerbela'da yaşayan ve Hz. Hüseyin'in kesik başını saklayan Seyit Mitrullah'a Alevi literatürde Keşiş(Hristiyan din adamı) denmesi de bir diğer tarihi yalandır.<br />
Keşiş bir Ehlibeyt evladı olup Hz. Hüseyin'in kesik başını Muaviye'ye vermemek için 5 oğlunu ve eşi ile kendi canını feda etmiştir. Cesetleri Körfez denizine atılmıştır.<br />
<br />
Kerbela ile ilgili olarak tarihi kayıtlara geçmiş bir büyük yalan da Hz. Hasan'ın evindeki hizmetçiler tarafından zehirlendiğidir. Oysa Hz. Hasan'ı, Muaviye'nin kızı Ayşe ve Eşe zehirleyerek katletmişlerdir.<br />
<br />
Kerbela yalanlarından biri de Ayşe'nin, peygamberimiz Hz. Muhammed'in eşi olduğudur. Gerçekte ise Ayşe Muaviye'nin kızıdır. Hz. Hasan'a kara sevdaya tutulmuş olup  mübareğe kaçmıştır. Bu sayede Muaviye, Ehlibeyt'le yakınlaşma fırsatını  kullanarak kızı Eşe ile Hz. Hasan'a  zehir göndererek O'nu katletmiştir.<br />
<br />
Emevinin resmi tarihine  göre söylenen ve bütün dünyanın inandığı bir büyük yalan da Hz. Hüseyin'in savaş meydanında ödürüldüğüdür. Bu da onun ölümünü meşru kılıyor. Çünkü savaşta bir taraf yeniyorsa öbür taraf da yenilir ve sonuçlarına katlanır. Oysa gerçek çok farklıdır.<br />
Hz. Hüseyin, Fırat'ta abdest alırken Muaviye'nin adamları tarafından balık ağıyla yakalanır. Bağlanarak yerlerde sürüklenir. Şam'da zindana kapatılır. Zindanda tutsak olduğu sürede Muaviye'nin adamları tarafından kendisinden dedesi Hz. Muhammed'den kalan Kur'an istenir. Amaçları Kur'anı yakıp yok etmek, Hz. Muhammed'in adını da nefesini de silmek ve Ehlibeyt'i ezmektir.<br />
Bu tutsaklık 12 gün sürer, mübarek Kur'an'ı vermez ve son gün boynu ensesinden vurularak şehit edilir.<br />
<br />
Kerbela konusunda resmi Emevi tarihinden miras kalan bir büyük yalan da Hz.Muhammed'in ve Hz. Ali'nin Ramazan orucu tuttuğudur. Uydurma hadislerle gelecek nesilleri buna inandırmışlardır. Oysa Ramazan orucu  Muaviye tarafından bu mübareklerin katlinden sonra, halifelik fermanıyla zorla tutturulan 30 günlük anlamsız bir oruçtur. Sonunda kutlattığı bayramın anlamı ise 'Amacıma ulaştım Ehlibeyt'i yok ettim, saltanata oturdum. ' sevincidir. Ehlibeyt ve Ehlibeyt'e bağlı olanların Kerbela Şehitleri için tuttukları  yası mateme alternatif bir oruç icat edilmiştir.<br />
<br />
Kerbela'da yaşayan ve orada katledilen Ehlibeyt nesli için söylenen bir büyük yalan da onların Arap olduğudur.<br />
Hz. Muhammed, Hz. Ali nesli Horasandan Kerbela'ya göç eden Türk neslidir. <br />
Babası putuperest kendi Hristiyan olan Muaviye'nin aslı Ermeni neslinden gelmedir. Bu gerçek, yapılan vicdansızlığın dayandığı temeli de görmemizi sağlıyor.<br />
<br />
Kerbela konusunda söylenen bir büyük yalan ise (Ömer'in adaleti)dir.<br />
Yukarıdaki zulümlerin tamamı Muaviye tarafından yapılmıştır. Tarihte bu olayların sorumlusu olduğunu gizlemek için adını Ömer olarak değiştirmiştir.<br />
<br />
Ne adalet değil mi?<br />
<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">KERBELA</span><br />
<br />
Ben göremem daha uzun boyunu<br />
Ahret derler kısaltamam yolunu<br />
Bugün Şahı Merdan sarsın oğlunu<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Ay tutulmuş güneş bize gülemez<br />
Mekana ulaştı Ali dönemez<br />
Hak Aslanı oldu kimse bilemez<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Görpedir kuzular bir bir dağıldı<br />
Kabe kapısında yerin ayrıldı<br />
Babayı görünce yavrum bayıldı<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Uzundur Kerbela bulunmaz daha<br />
Yakışmaz bu zulüm o yüce Şaha<br />
Arzu halim götür büyük Allah'a<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Ümmügülsüm, Hüsniye hep sana ağlar<br />
Şehriban, Zekine ciğerin dağlar<br />
Ali ekber, Ali asker karalar bağlar<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Kerbela'yı sardı bir kara duman<br />
Yetiş Hızır Atam halimiz yaman<br />
Bugün hakikate ulaşsın ferman<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Al kana belenmiş yatıyor Ali<br />
Güllerden nazikti pembeydi teni<br />
Mürşit kapısıydı Allah'ın piri<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo.<br />
<br />
Bildiren: Zöhre Ana ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kerbela, insanlar tarafından çok bilinen bir isimdir. Özellikle İslam alemi tarafından tanınan  bir yerdir. Kerbela'yı bilindik bir coğrafya yapan oranın doğal güzelliği veya zenginliği değil acısıdır. Her Müslüman tarafından susuzluk ve Hz. Hüseyin adıyla çağrışım yapar. <br />
<br />
Acaba Kerbela hakkında yazılan resmi tarihe inanmalı mıyız?<br />
<br />
Hz. Hüseyin'in katledildiği yer olarak bilinen bu kutsal coğrafyada  yaşananlar ne yazık ki tarihi kaynaklarda yalan ve yanlış yazılmıştır. Her devlette tarihi iktidarlar yazar ve yazdığı tarihi toplumuna kendi yazdığı şekilde öğretir. Kerbela olayından sonra kurulan Emevi saltanatı kendi yaptığı bu zulmü gizlemek için gerçekleri çarpıtarak yazmıştır. <br />
Çok güçlü bir şekilde, Kerbela'da yaşananları bir iktidar mücadelesi olarak vurgulamıştır. Gerçekten de halifeliği kuran Muaviye için dava saltanat davasıdır. Ancak Ehlibeyt için durum çok farklı ve kabul edilemezdir.<br />
<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">Kerbela'ya Dair Söylenen Bazı Yalanları İrdeleyelim:</span><br />
Söylenen büyük yalanlardan biri Hz. Ali'nin 4. halife olduğudur. Bu yalanla Hz. Ali ile kendilerini aynı kefeye koymak ve gerçeği gizlemek amaçlanmıştır. Oysa Hz. Ali şehit edildikten sonra Halifeler dönemi başlamış ve Emevi sultanlığı kurulmuştur. İlk halife Ebu Bekir Sıddık, ikinci halife Ömer, üçüncü halife Osman'dır.<br />
<br />
Kerbela'da yaşananlar hakkında söylenen büyük yalanlardan biri Hz. Ali'nin evinden çıkarken bir meczub tarafından kılıç darbesiyle ağır yaralandığı ve sonra da evinde yatağında kurtulamayarak şehit olduğudur.<br />
Oysa Alevi toplumu tarih boyunca dönem dönem gelen pirlerinden, O'nun namazda Sıddık (Milcan) tarafından secdedeyken şehit edildiğini öğrenmiştir.<br />
Bu Sıddık (Milcan), Hz. Ali'nin kundak içinde eşiğinde bulduğu bebektir. <br />
Bu bebek Muaviye'nin karısı Havva'nındır. Muaviye'nin kızı Ayşe,  Hz. Hasan'a kaçtığı için Muaviye hamile olan karısını evden kovmuş, doğum yapan Havva 'Hz. Ali sahip çıkar.' düşüncesiyle bebeğini O'nun eşiğine bırakmıştır. <br />
Bu çocuk 7 yaşına gelince Muaviye'nin oğlu olduğunu öğrenir. Muaviye onu türlü yalanlarla kandırarak öfkelendirir ve Hz. Ali'yi namazda katletmesini sağlar.  <br />
<br />
Söylenen bir diğer büyük yalan ise Hz. Hüseyin'in halifelik davası uğrunda şehit düştüğüdür. Buna ne yazık ki Aleviler de inanmaktadır. Oysa <span style="color: Blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Hüseyin, dedesi  Hz. Muhammed'den kalan Kur'an uğrunda şehit düşmüştür.</span></span><br />
Halifelik mücadelesi yalanıyla Muaviye, hem kendini gizlemiş hem de Hz. Hüseyin'in katledilmesini meşru bir zemine oturtmak istemiştir.<br />
<br />
Kerbela'da yaşayan ve Hz. Hüseyin'in kesik başını saklayan Seyit Mitrullah'a Alevi literatürde Keşiş(Hristiyan din adamı) denmesi de bir diğer tarihi yalandır.<br />
Keşiş bir Ehlibeyt evladı olup Hz. Hüseyin'in kesik başını Muaviye'ye vermemek için 5 oğlunu ve eşi ile kendi canını feda etmiştir. Cesetleri Körfez denizine atılmıştır.<br />
<br />
Kerbela ile ilgili olarak tarihi kayıtlara geçmiş bir büyük yalan da Hz. Hasan'ın evindeki hizmetçiler tarafından zehirlendiğidir. Oysa Hz. Hasan'ı, Muaviye'nin kızı Ayşe ve Eşe zehirleyerek katletmişlerdir.<br />
<br />
Kerbela yalanlarından biri de Ayşe'nin, peygamberimiz Hz. Muhammed'in eşi olduğudur. Gerçekte ise Ayşe Muaviye'nin kızıdır. Hz. Hasan'a kara sevdaya tutulmuş olup  mübareğe kaçmıştır. Bu sayede Muaviye, Ehlibeyt'le yakınlaşma fırsatını  kullanarak kızı Eşe ile Hz. Hasan'a  zehir göndererek O'nu katletmiştir.<br />
<br />
Emevinin resmi tarihine  göre söylenen ve bütün dünyanın inandığı bir büyük yalan da Hz. Hüseyin'in savaş meydanında ödürüldüğüdür. Bu da onun ölümünü meşru kılıyor. Çünkü savaşta bir taraf yeniyorsa öbür taraf da yenilir ve sonuçlarına katlanır. Oysa gerçek çok farklıdır.<br />
Hz. Hüseyin, Fırat'ta abdest alırken Muaviye'nin adamları tarafından balık ağıyla yakalanır. Bağlanarak yerlerde sürüklenir. Şam'da zindana kapatılır. Zindanda tutsak olduğu sürede Muaviye'nin adamları tarafından kendisinden dedesi Hz. Muhammed'den kalan Kur'an istenir. Amaçları Kur'anı yakıp yok etmek, Hz. Muhammed'in adını da nefesini de silmek ve Ehlibeyt'i ezmektir.<br />
Bu tutsaklık 12 gün sürer, mübarek Kur'an'ı vermez ve son gün boynu ensesinden vurularak şehit edilir.<br />
<br />
Kerbela konusunda resmi Emevi tarihinden miras kalan bir büyük yalan da Hz.Muhammed'in ve Hz. Ali'nin Ramazan orucu tuttuğudur. Uydurma hadislerle gelecek nesilleri buna inandırmışlardır. Oysa Ramazan orucu  Muaviye tarafından bu mübareklerin katlinden sonra, halifelik fermanıyla zorla tutturulan 30 günlük anlamsız bir oruçtur. Sonunda kutlattığı bayramın anlamı ise 'Amacıma ulaştım Ehlibeyt'i yok ettim, saltanata oturdum. ' sevincidir. Ehlibeyt ve Ehlibeyt'e bağlı olanların Kerbela Şehitleri için tuttukları  yası mateme alternatif bir oruç icat edilmiştir.<br />
<br />
Kerbela'da yaşayan ve orada katledilen Ehlibeyt nesli için söylenen bir büyük yalan da onların Arap olduğudur.<br />
Hz. Muhammed, Hz. Ali nesli Horasandan Kerbela'ya göç eden Türk neslidir. <br />
Babası putuperest kendi Hristiyan olan Muaviye'nin aslı Ermeni neslinden gelmedir. Bu gerçek, yapılan vicdansızlığın dayandığı temeli de görmemizi sağlıyor.<br />
<br />
Kerbela konusunda söylenen bir büyük yalan ise (Ömer'in adaleti)dir.<br />
Yukarıdaki zulümlerin tamamı Muaviye tarafından yapılmıştır. Tarihte bu olayların sorumlusu olduğunu gizlemek için adını Ömer olarak değiştirmiştir.<br />
<br />
Ne adalet değil mi?<br />
<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">KERBELA</span><br />
<br />
Ben göremem daha uzun boyunu<br />
Ahret derler kısaltamam yolunu<br />
Bugün Şahı Merdan sarsın oğlunu<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Ay tutulmuş güneş bize gülemez<br />
Mekana ulaştı Ali dönemez<br />
Hak Aslanı oldu kimse bilemez<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Görpedir kuzular bir bir dağıldı<br />
Kabe kapısında yerin ayrıldı<br />
Babayı görünce yavrum bayıldı<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Uzundur Kerbela bulunmaz daha<br />
Yakışmaz bu zulüm o yüce Şaha<br />
Arzu halim götür büyük Allah'a<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Ümmügülsüm, Hüsniye hep sana ağlar<br />
Şehriban, Zekine ciğerin dağlar<br />
Ali ekber, Ali asker karalar bağlar<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Kerbela'yı sardı bir kara duman<br />
Yetiş Hızır Atam halimiz yaman<br />
Bugün hakikate ulaşsın ferman<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo,<br />
<br />
Al kana belenmiş yatıyor Ali<br />
Güllerden nazikti pembeydi teni<br />
Mürşit kapısıydı Allah'ın piri<br />
Yetiş Ya Üseyin baban gidiyo.<br />
<br />
Bildiren: Zöhre Ana ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['Vahiy' nedir?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-vahiy-nedir.html</link>
			<pubDate>Sun, 12 Dec 2010 00:13:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=75">Dogan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-vahiy-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[1- <blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Vahiy (Arapça: &#1608;&#1581;&#1610<img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" />, buyruk veya düşüncelerin Allah tarafından peygamberlere bildirilmesi eylemine veya bu bildirinin kendisine denir.<br />
Vahiy, bir buyruk veya düşüncenin Allah tarafından bildirilmesidir.<br />
İslamiyet'e göre vahiy, peygamberlere Cebrail aracılığıyla iner. Allah'ın insanlara vahiy göndermesinin bir takım nedenleri bulunmaktadır, bu nedenlerin en önemlisi Allah'ın insanları uyarmak istemesidir.(vikipedi)[QUOTE]<br />
<br />
2-[QUOTE]Peygamberlere vahiy (Nisâ, 4/162 A&#8217;râf, 7/117, 160) Bu vahiy, ıstılâhi anlamdaki gerçek vahiydir.  Vahiy denince ilk akla gelen bu vahiydir.<br />
 Bu vahiy, sözlü, sözsüz ve Cebrail vasıtasıyla olur. Sözlü vahiy, Allah&#8217;ın perde arkasından Peygamberine hitap etmesidir.  Sözsüz vahiy; rüyada veya uyanık iken vahyin Peygamberin kalbine ilkası şeklinde olur. <br />
 Cebrail vasıtasıyla vahiy; <br />
a) Peygamber uyanık veya uykuda iken vahyi Peygamberin kalbine ilkası ile, <br />
b) Cebrail&#8217;in melek veya insan suretinde vahiy getirmesi ile, <br />
c) Cebrail görünmeden vahyin çıngırak sesi şeklinde gelmesi ile olur <br />
Vahyin geliş şekillerinden bir kısmı, ŞÃ»râ suresinin 51 âyetinde bildirilmiştir Vahiy, Allah ile Peygamber arasında bir sırdır. Mahiyetini insanların tam anlaması imkansızdır. Vahiy geldiği anda Peygamber titrer, rengi değişir, alnı terler ve nefesi sıkışırdı Hz Muhammed (as) gelen vahyi aynen hafızasına alır (Kıyamet, 75/16-19), sonra vahiy katiplerine yazdırırdı.  Her sene Ramazan ayında inen âyetleri ve sÃ»releri Cebrail&#8217;e okuyup arz ederdi.(mumsema İslam arşivi)</blockquote>
<br />
Vahiy konusunda toplumun ortalama görüş ve bilgisi yukarıda anlatıldığı gibidir.<br />
<br />
Bu anlatımda vahyin yanlızca peygamberlere indiği anlaşılmaktadır.<br />
Eğer bu doğruysa Allah'ın evliyaları, velileri, erenleri, ermişleri, mürşitleri hangi kaynaktan nasıl yararlanmaktadır.<br />
Dergah açıp,  kerametleriyle yüceliklerini ispat eden, (Haktan alıp halka verdiğine) inandığımız bu Gerçekler Hak'tan nasıl almaktadırlar.<br />
<br />
Alevilik inancında 'vahiy' ; kavram olarak yetersiz ve eksiktir.<br />
1- Vahiy sadece peygamberlere özgü değildir.<br />
Peygamberimizden sonra gelen her Evliya, Mürşit, Pir Hak'tan alıp halka veren yüce varlıklardır.<br />
Peygamberimiz de Evliyadır, rehberdir.<br />
Biz onları  'can gözü açık' diye biliriz. <br />
O yüce varlıklar bize Allah tarafından gönderilirler.<br />
Onlar yeryüzünde Allah'ın bir vesikasıdırlar.<br />
Bu gerçeği Yunus Emre şöyle beyan eder:<br />
'Ete kemiğe büründüm <br />
Yunus olup göründüm.'<br />
<br />
2- Vahiy aslında Allah'la dilleşmedir.<br />
Alevi inancında biz buna 'Evliyanın ummana dalması.' diyoruz.<br />
'Ummana Dalmak' Evliyanın  Hz. Ali ile yüz yüze karşılıklı konuşmasıdır.<br />
Bunu kitabi bir bilgi veya varsayım olarak söylemiyorum. <br />
Bire bir şahit olduğum, 18 yıldır gördüğüm için biliyorum.<br />
Alıntı yaptığım metinde peygamberimizin vahiy alırkenki durumu şöyle anlatılıyor: 'Vahiy geldiği anda Peygamber titrer, rengi değişir, alnı terler ve nefesi sıkışırdı Hz Muhammed (as) gelen vahyi aynen hafızasına alır (Kıyamet, 75/16-19), sonra vahiy katiplerine yazdırırdı.'<br />
Bizler de Zöhre Ana'nın ummana dalmasına defalarca şahit olmaktayız.. Aslında görgü tanığı olanlar peygamberimizin ummana dalmasına şahit olmuşlar. Bunu kendi dillerince 'Vahiy' olarak adlandırmışlar.<br />
Hz. Muhammed son peygamberdir diyen Emeviler bu yolla  Oniki imamlar ve Ehlibeyt'ten gelen Evliyaları da toplumun gözünden sıradan insanlar gibi silmek istemişlerdir.<br />
<br />
3- Gelen her Evliya, Mürşit, Pir, rehber olan veliler de aynen peygamberimiz gibi ummana dalarak Hz. Ali ile dilleşmektedirler.  Baş öğretmen Hz. Ali'den aldıklarını sevenlerine ve tüm insanlığa beyan etmektedirler.<br />
Gerçekten de Zöhre Ana da ummanda aldığı nefesleri hafızasına almakta, yıllar geçse bile yeri geldiğinde o nefesleri yeniden söylemektedir.<br />
Peygamberimizin vahiy katipleri olduğu söylenir. Alevilik  inancına göre onun tek katibi Hz. Ali'dir. 'Allah görevini ikisine vermiştir. Muhammed rehber Ali Mürşittir, Mürşit kapısıdır.'(Zöhre Ana)<br />
Zöhre Ana'nın  ummanda aldığı hikmetleri yazan bir yazıcısı yok. Onun nefes ve hikmetleri sesli ve görsel araçlarla kaydedilmektedir.<br />
<br />
4-Arap - Emevi İslam inancının temelinde Oniki İmam ve Ehlibeyt düşmanlığı vardır. Tüm ibadetler gösterişe dayandırılmıştır. Gelen pirlere düşmanlık yapılmış olup kerametleri ve ummana dalmaları gibi gerçekler toplumdan gizlenmeye çalışılmıştır. <br />
Dilleri inkar edilip Arapça dayatılmıştır,  Mucizeleri inkar edilip büyücü diye karalanmıştır,<br />
Alevi pirlerinin Muhammed- Ali sevgisi bile hazmedilememiş, menfaate dayalı sahte bir peygamber sevgisi öne sürülmüştür. Hz. Ali ve evlatları bu sahte sevgiyle perdelenmek istenmiştir.<br />
Her dönem gelen hak erenleri bu sahteliği ispat ettikçe, kıyama uğramışlardır.<br />
<br />
5-Arap- emevi kültürü, Muhammed- Ali Yolu olan Hak inancına ait ibadetleri, kavramları, gerçekleri tahrif etmişlerdir.<br />
İşte 'vahiy' denilen kavram da bunlardan biridir.<br />
Vahiy pirin Hz.Ali ile dilleşmesidir.<br />
Adı da 'UMMAN'dır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1- <blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Vahiy (Arapça: &#1608;&#1581;&#1610<img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" />, buyruk veya düşüncelerin Allah tarafından peygamberlere bildirilmesi eylemine veya bu bildirinin kendisine denir.<br />
Vahiy, bir buyruk veya düşüncenin Allah tarafından bildirilmesidir.<br />
İslamiyet'e göre vahiy, peygamberlere Cebrail aracılığıyla iner. Allah'ın insanlara vahiy göndermesinin bir takım nedenleri bulunmaktadır, bu nedenlerin en önemlisi Allah'ın insanları uyarmak istemesidir.(vikipedi)[QUOTE]<br />
<br />
2-[QUOTE]Peygamberlere vahiy (Nisâ, 4/162 A&#8217;râf, 7/117, 160) Bu vahiy, ıstılâhi anlamdaki gerçek vahiydir.  Vahiy denince ilk akla gelen bu vahiydir.<br />
 Bu vahiy, sözlü, sözsüz ve Cebrail vasıtasıyla olur. Sözlü vahiy, Allah&#8217;ın perde arkasından Peygamberine hitap etmesidir.  Sözsüz vahiy; rüyada veya uyanık iken vahyin Peygamberin kalbine ilkası şeklinde olur. <br />
 Cebrail vasıtasıyla vahiy; <br />
a) Peygamber uyanık veya uykuda iken vahyi Peygamberin kalbine ilkası ile, <br />
b) Cebrail&#8217;in melek veya insan suretinde vahiy getirmesi ile, <br />
c) Cebrail görünmeden vahyin çıngırak sesi şeklinde gelmesi ile olur <br />
Vahyin geliş şekillerinden bir kısmı, ŞÃ»râ suresinin 51 âyetinde bildirilmiştir Vahiy, Allah ile Peygamber arasında bir sırdır. Mahiyetini insanların tam anlaması imkansızdır. Vahiy geldiği anda Peygamber titrer, rengi değişir, alnı terler ve nefesi sıkışırdı Hz Muhammed (as) gelen vahyi aynen hafızasına alır (Kıyamet, 75/16-19), sonra vahiy katiplerine yazdırırdı.  Her sene Ramazan ayında inen âyetleri ve sÃ»releri Cebrail&#8217;e okuyup arz ederdi.(mumsema İslam arşivi)</blockquote>
<br />
Vahiy konusunda toplumun ortalama görüş ve bilgisi yukarıda anlatıldığı gibidir.<br />
<br />
Bu anlatımda vahyin yanlızca peygamberlere indiği anlaşılmaktadır.<br />
Eğer bu doğruysa Allah'ın evliyaları, velileri, erenleri, ermişleri, mürşitleri hangi kaynaktan nasıl yararlanmaktadır.<br />
Dergah açıp,  kerametleriyle yüceliklerini ispat eden, (Haktan alıp halka verdiğine) inandığımız bu Gerçekler Hak'tan nasıl almaktadırlar.<br />
<br />
Alevilik inancında 'vahiy' ; kavram olarak yetersiz ve eksiktir.<br />
1- Vahiy sadece peygamberlere özgü değildir.<br />
Peygamberimizden sonra gelen her Evliya, Mürşit, Pir Hak'tan alıp halka veren yüce varlıklardır.<br />
Peygamberimiz de Evliyadır, rehberdir.<br />
Biz onları  'can gözü açık' diye biliriz. <br />
O yüce varlıklar bize Allah tarafından gönderilirler.<br />
Onlar yeryüzünde Allah'ın bir vesikasıdırlar.<br />
Bu gerçeği Yunus Emre şöyle beyan eder:<br />
'Ete kemiğe büründüm <br />
Yunus olup göründüm.'<br />
<br />
2- Vahiy aslında Allah'la dilleşmedir.<br />
Alevi inancında biz buna 'Evliyanın ummana dalması.' diyoruz.<br />
'Ummana Dalmak' Evliyanın  Hz. Ali ile yüz yüze karşılıklı konuşmasıdır.<br />
Bunu kitabi bir bilgi veya varsayım olarak söylemiyorum. <br />
Bire bir şahit olduğum, 18 yıldır gördüğüm için biliyorum.<br />
Alıntı yaptığım metinde peygamberimizin vahiy alırkenki durumu şöyle anlatılıyor: 'Vahiy geldiği anda Peygamber titrer, rengi değişir, alnı terler ve nefesi sıkışırdı Hz Muhammed (as) gelen vahyi aynen hafızasına alır (Kıyamet, 75/16-19), sonra vahiy katiplerine yazdırırdı.'<br />
Bizler de Zöhre Ana'nın ummana dalmasına defalarca şahit olmaktayız.. Aslında görgü tanığı olanlar peygamberimizin ummana dalmasına şahit olmuşlar. Bunu kendi dillerince 'Vahiy' olarak adlandırmışlar.<br />
Hz. Muhammed son peygamberdir diyen Emeviler bu yolla  Oniki imamlar ve Ehlibeyt'ten gelen Evliyaları da toplumun gözünden sıradan insanlar gibi silmek istemişlerdir.<br />
<br />
3- Gelen her Evliya, Mürşit, Pir, rehber olan veliler de aynen peygamberimiz gibi ummana dalarak Hz. Ali ile dilleşmektedirler.  Baş öğretmen Hz. Ali'den aldıklarını sevenlerine ve tüm insanlığa beyan etmektedirler.<br />
Gerçekten de Zöhre Ana da ummanda aldığı nefesleri hafızasına almakta, yıllar geçse bile yeri geldiğinde o nefesleri yeniden söylemektedir.<br />
Peygamberimizin vahiy katipleri olduğu söylenir. Alevilik  inancına göre onun tek katibi Hz. Ali'dir. 'Allah görevini ikisine vermiştir. Muhammed rehber Ali Mürşittir, Mürşit kapısıdır.'(Zöhre Ana)<br />
Zöhre Ana'nın  ummanda aldığı hikmetleri yazan bir yazıcısı yok. Onun nefes ve hikmetleri sesli ve görsel araçlarla kaydedilmektedir.<br />
<br />
4-Arap - Emevi İslam inancının temelinde Oniki İmam ve Ehlibeyt düşmanlığı vardır. Tüm ibadetler gösterişe dayandırılmıştır. Gelen pirlere düşmanlık yapılmış olup kerametleri ve ummana dalmaları gibi gerçekler toplumdan gizlenmeye çalışılmıştır. <br />
Dilleri inkar edilip Arapça dayatılmıştır,  Mucizeleri inkar edilip büyücü diye karalanmıştır,<br />
Alevi pirlerinin Muhammed- Ali sevgisi bile hazmedilememiş, menfaate dayalı sahte bir peygamber sevgisi öne sürülmüştür. Hz. Ali ve evlatları bu sahte sevgiyle perdelenmek istenmiştir.<br />
Her dönem gelen hak erenleri bu sahteliği ispat ettikçe, kıyama uğramışlardır.<br />
<br />
5-Arap- emevi kültürü, Muhammed- Ali Yolu olan Hak inancına ait ibadetleri, kavramları, gerçekleri tahrif etmişlerdir.<br />
İşte 'vahiy' denilen kavram da bunlardan biridir.<br />
Vahiy pirin Hz.Ali ile dilleşmesidir.<br />
Adı da 'UMMAN'dır. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pir ve batın-i 1.!!!!]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-pir-ve-batin-i-1.html</link>
			<pubDate>Sat, 16 Oct 2010 15:24:30 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=8749">HURUFİCAN-ERZİNCAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-pir-ve-batin-i-1.html</guid>
			<description><![CDATA[ Hücrelerin buluşu 18.yy.bilginlerinin ve düşünücülerin daha evvel de ortaya attıkları evrim fikri açıklık kazanmasına yol açmştır.Bu icat hayatın ölümlerin ve doğuşların ardarda sıralanarak oluştuğu ve her canlı varlığın benzer hücreleri olduğunu kavramamızı sağladı.<br />
<br />
Diğer bir açıdan ise enerji geçmiş bilim ısı ,ses ,ışık birbirlerine tamamıyla farklı oldukları biliniyordu.Daha sonraki bilimsel gelişmeler bütün bu başka başka olayların birbirlerine dönüşebildiklerini cansız olan maddelerinde canlı tabiatta olduğu kadar ilerleyen bağlantılar olduğu ortaya çıkması metefizik düşünüşe böyleliklede büyük bir darbe vurmuştur.<br />
<br />
Engels derki;Darwin tüm doğa ürürnlerinin başlangıçta tekhücreli küçük tohumların uzun bir gelişme(mütasyon) sürecinin sonucu olduğunu her şeyin kökeninde hücre bulunan uzun bir sürecin ürünü olduğunu ortaya koymuştur.<br />
<br />
Böyleliklede hücre enerji ve insan hayvan gibi öğelerin tüm doğa olaylarının zincirleme sıralanışı ile bilimsel dallarıda ortaya çıkışını izleyebileceğimiz sonuca gidilmiştir.<br />
<br />
Bilim doğa toplum bir süreçler zinciri olarak görülmelidir.Bu zinciride geliştirmenin yegani olmazsa olmazı otodinamizmdir.<br />
<br />
Dana önceleride bahsi gecen elemetler yani anasır erbaa gibi antık dönemlerden devir aldığımız bir dizi felsefe inanc ve bilimsel olguları günümüze kadar taşıdık.Bunun doğruları yanlışları nasıldır diye avam hiç bir zaman düşünmemiştir.Bu gün gelinen noktada evrenin oluşumunda çeşitli gazlar ve ****llerin ve hızlı bir dönüş ile patlamalardan bahsetmekteyiz.<br />
<br />
Eski yunan antik çağında Su,toprak,hava ve ateş dedikleri ve ayrıştırılamayan dört öğenin var olduğunu düşünüyorlardı.Bütün bunların yanlış olduğunu artık biliyoruz,çünkü şimdi suyu,toprağı,ve havayı kendi öğelerinden ayırabiliyoruz ve ateşi de bu 3 unsurdan artık saymıyoruz.<br />
<br />
Buradaki bilgi daha önceleri bilinmişliğini var sayarak bu elemetlerin hakikati ile ruhsal yöndeki felsefelerini ayrı olarak düşündüğümüzü görmek istemekteyiz.Bunla ilgilide veriler vermeştim.<br />
<br />
Evrendeki hayatımızda teolojinin gelişimi bilgisizliğin nedenlerindendir.İnsanda ölümden sonrada yaşamını sürdüren maddesiz ruhsal bir ilke olduğu çok sonraları teolojik fikirlerin felişmesi ve ile çok sonra doğmuştur.<br />
<br />
&#12288;<br />
<br />
Anasır erbaa inancımızdaki takiyenin ta kendisidir.Takiye zamanla adını batın-i olarak değiştirmiştir.Her batın-ı olmak gizli olmak takiyyenin kendi asıl ismidir.Görüşlerimizi yani öğretilerimizi ne zeman yer altına çektik.Bunun nedenlerini tarihin bir bölümünde görebilmekteyiz.Kadim inanış deviminde yerlerini farklı bilimmezciliğe bırakarak yeni oluşumlarıda meydana getirmiştir.<br />
<br />
Batın-i gizlemek içeride olan İÇİ KAVRAMA(takkiyye);<br />
<br />
Her zahirin bir batın-ı mutlak süretle vardır fikri ile ortaya çıkmıştır.Görüneni farklı yorumlamakla başlayan bir anlayış üzerine oturmuştur.Diğer gerçeği ise kendinde olanı dışardan gelene karşı saklamak diye bakmaktayız.<br />
<br />
Bir diğeride görünenin aslı olmadığı asıl ideanın görünmeyen gizlenilen saklanan olduğudur.Buna çok kaba bir örnekte Portakalı meyvesinin kabuğu zahir içi ise batın-ı gibi bir örnek verip gerek soyut gerek somut diğer örnekleride çoğalta biliriz.<br />
<br />
islam içerisindeki batın-i durum neyde ne değildi kuşbakışı baktığımızda önümüze neler çıkıyor.Batın-i fikirlerinin dillere dolaştığı en islamın aykrı isyancı ters fikirleri içinde olduğunuda görüyoruz İsmailiye, yede imamı kabul eden sebeiyye,dai Hamdan Karmat a nisbet edenler karmatiler,hakikatın yeganeliği pak masum imamların öğretilmesiyle bilineceği gören Talimiyye, dini engelleri günah veya sevap saymayan İbahiyye ve mecusi fikirleri olan taşıyan Hurremiyye,nizariyye, gibi düşünceler islam dini kendi inancları ile karıştırarak dogma salt gelen islamı durdurmuş kendi inanclarının böyleliklede karışım sayesinde doğruluğa ulaştığına inanmışlardır.<br />
<br />
İmamı caferin büyük oğlu ismail içki içtiğinden dolayı oğluna varisi göstermeyerek musayı göstermiş böyleliklede Bu hareketin inanc ve akideleriyle felsefelerine ters geldiğinden tarihte kayıtlı ilk hareketi 755 de ölen Ebul Hattab baş kaldırmıştır.İslam tarihinde ilk batın-i ele başı olarak görünmektedir.Daha sonraları Meymun bin Daysan el-Kaddah ve oğlu Abbdullah onlardanda bayrağı zeki kuvvetli ihtilaci teşkilatcı Hasan SABBAH ele alarak imamları korumuş olduğunu görüyoruz.<br />
<br />
Tabi islam-batın-iliğin gelişimi Hindistandan Türklerden,kürt ermeni vs. getirilen köleler ve kölelerle gelen kültürlür inanışlar bilim vs. unsurların meydana getirildiğinide unutmamak gerekmektedir. Bu durumun erke karşı takiyyeyi yani batıniliği dahada güçlenmiş farklıda olsa islam erkine karşı fikri aykırı bir duruşur inançların bileşkesi olarak ortaya tekrar çıkmıştır.Bu çıkışın en yaygın olduğu çoğrafya İran çoğrafyasıdır. tarih gelişimi İran çoğrafyası ve toplumlarına bu misyonu yüklemiştir.<br />
<br />
İran coğrafyasına sasanilerin oluşturduğu yarı bağımsız beyleklerin islama girmesi çok zor olmuştur daha doğrusu islamı kabum değil kılıç zoruyla esaret ile olmuşlardır.iran ilk islam devleti olarak görünen 8.yy kurulan Tahiririler daha sonraları şafiliği ağır basan sunni samanoğulları ve irana en büyük gerçeğini oluşturan kuzey iranda büyüyen deylemlilerin gelişmesi ile hazardan akın eden Büveyhiler ki soylarının sasanilerden geldiğini söylerkende islamdan önce sasani hükümdarı ŞAHİŞAH yazan paraları pastırmış olmalarıda islami çevreleri farklı bir çizgide kendi inanclarına uydurarak kabul gördüklerini görüyoruz.Böyleliklede takiyye anlayışıda devletsel anlayışlar olarakta tarihe geçmişte oluyordu.BBu coğrafya irandı.<br />
<br />
"Tarihinde belirtiği gibi DEYLEMLİLER islamı en son kabul gören iranın kuzey halklarındandır.Ayrıcada siyasi bakımdan bağımsız hanedanlar ortaya çıkarmaları dini bakımdan ehli sünnet e aykırı inancları benimsemeleriyle bu çoğrafyada ilk şahsiyet davasına kalkışanlar arasında olmuşlardır."(kyn:Lapidus,İslam Toplum tarihi 1.s:81)<br />
<br />
Deylem bölgesi Hz.Alinin 8 yy. sonlarında itibaren sığınak ve diğer sünni yöneticilere karşı özerkliklerini titizlikle koruyan faal bir şii-batın-i merkez haline gelmiştir.Hürremilerin Deylemliler deylem bölgesinde dini kisve altında siyasi istiklal peşinde çıkardıkları isyanlar merkez tarafından şiddetle bastırılmıştır.Onların hareketinin rengi eski yerli iran inançları ile islamın muhalif dini siyasi unsurlarının çoğrafi potada bicimlenmesinden ibaretti.Deylemliler 10.yy büveyhilerin idaresinde iran ırak büyük bir kısımda nufuslarına yaymayıda başarmışlardır.Hatta bir süre halifeninde koruyuculuğunuda yapmışlardır.Deylemlilerin hareketine Türk selçuklu son vermiştir."(kyn:Nizamülmülk siyasetname s:222-Levis haşhaşiler s:37)<br />
<br />
işte 8.yy-10. yy bazı notları sizlerle böyleliklede paylaştık bu manada batın-iliğin ekseninde içsel felsefe ve tarihsel gelişiminide göz önünde tutarak az çok bilgilerimizi tazaledik.<br />
<br />
Böyleliklede takiyyenin güçlü olan inancın üstünü içten batın-i hali ile yumuşayarak bir şekilde baskıcı inancı kendi inancına çevirme olarak görmekteyiz.Önemli olan bunu çevirirken sınırları aşmamaktır.Eğer ki yanlış yapılır veya erk yandaşlığı yapılırsa takiyye erkin takiyyesine dönerki böyleliklede kendi inanc ve ritüellerinin içinde farklı inanclar görürsünüz.Önemli olan günümüzde bu gibi değerlerin insani ve evren yasaları içinde olmasıdır.Günümüzün olmazsa olmaz inancları bu yönde olmalıdır.Takiyye ve batın-ilik kabuk değiştiriyor.Görüneni değilde asıl görünmeyeni nidamız çıktığınca bağırma zamanıdır diye bu gün meydanlarda sokaklardayız.Kendi inancımızı istemekteyiz.Çünkü erkin takiyesi bizi yok ediyor.Kozmik manada değişimler her devir var oldu ve herkes kendi toplumunun liderleri ve çıkarlar çorafya zaman ile değişerek farklılaşarak farklılaştırarak ilerlemiştir.<br />
<br />
Dünyada unutmayalımki kozmik bilgileri arayan düşünürler sayesinde inançlar bilim gelişmiştir.Bizim atalarımızda bunu yapmıştır.Bu oluşum evrenin her yerinde mevcuttur.Örneğin<br />
<br />
"Apollonius,İskenderiye ve Mısır a giderek buralarda çölde çıplak olarak yaşamakta olan ve kozmik bilgiler aramakta olan "gymnasofist"denilen çıplak uyarıcılarla görüşmüştür.Apollonius yeryüzünü ait her nesneden uzak çölde münzevi olarak yaşayan kişilere "tanrıların varlığını" tartışmıştır.Bu gelenekten gelen Aziz Antony tarafından ilk çölde yaşayan hırıstıyan keşiş tarikatınrı kurmuştur"...(Kyn:Yoksul tanrı Apollonius)<br />
<br />
öznel ve neslel gerçekler olarak böyleliklede yerine teolojide aldığını görüyoruz.İdealistler dünya nesnel bir gerçek değil ama öznel bir gerçektir derken.Materyalistler dünya nesnel bir gerçektir demektedir.<br />
<br />
Evet buradaki takiyye batın-ın kadimden gelen tartışmasıdır.Ruh-akıl,madde bunların hangisi batın-i?Evet gizli olan açığı bize anlatan akıl batın-idir,Gerçek olan o dur bu yüzdende ruh hem beyinin ismi olabilmektedir.Peki beyinin varlığı aklın varlığımıdır?Akıl hastalarında maddi manada beyin olduğu halde neden düşünemezler?O zaman fikir ruhmudur?yani can akıl madde oluşumu insanı meydana getirmekteyse bu oluşumun batın-isi ne olmalıdır?Hangisi daha öncedir fikirmi-ruhmu,Dizayn oluşumunu istemekmi dizayn edenmi?Bence Pir-lik makamında ilk takiyyesi buradan başlamaktadır.Bunları belli bir ray-ına oturtan gerçek akıl erdemini bilen kişi pir olabilmektedir.Diğeri ise devamlı gelişi ve şekli temsil etsede diğer öz takiyyenin başkalaşmış aslı olmayan yansımayı temsil eden bir oluşumdaki diğer kişiyi oluşturur.Yani bir nevi talib-i talipleşen pir-i.<br />
<br />
Pir akıllı sevilen saygı duyulandır. peki pirin sevdiği ne talibi.Saygıda duyuyor böylelikle bir hiyeraşi gözüksede üstünlük makamı pir-de ve talipte eşit bir şekilde olunduğunu görmekteyiz.Lakin çoğunluk olan talip bir azınlığı ifade eder.Talib bilgeliği aynı değerlerde olduğundan pir-in Post sahibi olması ise gerçeği aslı içi gösterir.Talib takiyye yaparken Posta oturan pir batın-i dir.Bu bakışta meydanda oluşturulan bakış açısı olarak gözümüze akıl ve erdemin yüceliği çarpmaktadır.<br />
<br />
Konumuza devam edeceğiz lakin önemli olan artık dik durmak özellikle okumak hem dini manada hem geleceğimiz manasında üzerimize düşün yegane iş okumak okutturmak ve tüm canlarımızı gücümüz yettiğince sorup onların dertlerini paylaşmaktır.Erke yakın olmak ikilik olanlarıda bilip onları her yerde anlatıp başka şekilde takiyye yapanları ortaya çıkarmaktır.<br />
<br />
"Muaviye hariciler lideri Havsere bin Vedda yı ikna etmek için babasını gönderir.Baba içinde bulunduğu psikolojik durumu oğlu Havsereye göstermek için Havserenin oğlunu yani kendi torunu ğötürerek belki bu işten vazgeçer diye düşünür ancak Havserenin verdiği cevap" bir kafirin mızrağının ucunda bir saat sallanmak bana oğlumdan daha sevgilidir"(kynr. İrfan Aycan Muaviye b. Ebi Süfyan sy:212)<br />
<br />
Şimdi akıl Pir-lik makamının diğer ismi olarak görelim.Eğer doğru ise Tanrı peygamberini bu evren düzelsin diye göndermiştir.Tanrı insanlara doğru ve yanlış üzerine yargıda bulunabilecekleri aklı bağışladı peki o zaman resulun görevi burada nedir?Resuldeki akıl değilmidir.Akıl değilse ilahi yasalar mükemmel yapan akıl ile kuran arasındaki vahiy nasıl dengeli olabilir.Bütün bu yetenekler doğuştan gelen insan aklıyla, çalışmayla, gözlemle ve deneme-yanılma yoluyla kazanılmıştır.Eğer din kendi bilgilerinin sorgulanmasına karşı çıkarsa akla ve bilime ters düşer.Vahiler anlaşılır olmalı yoksa hitab şekli insanlığa ait olmaması dinin ve öğretinin bbir anlamı olmadığını geliş nedeninin aslını yitirmesine neden olur. <br />
<br />
&#12288;<br />
<br />
İslam kitabı o kadar da etkileyici bir yapı içerisindemidir değilmidir. o da ayrı bir sorundur.Pir-makamı islami kitabın evrensel akıl ve erdem yasalarına inandığı kitabı varsa günün şartlarına uyup uymadığını inceler.Dogma olanın gelişmesi ve tartışılması doğru ve nereye kadar doğru olacağını tartışamaz ise pir buradaki rölü değişmektedir.molla ile pir-i buradan ayırdığımızda batın-i olan pirdir.Dini kitaplarda ilahi olacağı sanılan yasalardan çok kendisinden önceki dini küfür sayan aşşağılayan bir devrim yşazıtları gibidir.Bu gür semitik dinlerin kitaplarında çelişkili ve abes şeylerden söz etmektedir ve özellikle kendisi gibi inanmayanlara söylemediğini ve en ağır cezalara çarptırılacağını söyleyerek baskı yaptığını görmekteyiz.<br />
<br />
Pir makamındaki kişi din değil Yol sürmektedir.Yol ise arif olma arif birbirinden razı rızası alınmış toplum yaratmaktır.Asıl olan budur.Zamana ve mekena uygun değişimler gerek zorunlu gerekse ihtiyacdan dolayı yapılmıştır.12 hizmet 12 imama dönüşmüş olması ritüellerin isimlerini ve takiyye yapılarak asıl kurtarılmıştır.Pir hangi doğruyu ne zeman kime açıklayacağınıda artık akıl ortamın ruh-u durumu saptamasıyla olacaktır.Böyleliklede Batın-ı açığa çıkmıştır.Bu çıkış ne ilk nede son olaçaktır.<br />
<br />
Yol din manasına gelsede her din Yol olmamaktadır.Yol kendini devamlı yenilemek zorundadır din ise belli bir mesafeyi kat edebilir ama sonra kendiside din imajını yitirir ve gelişerek Yol olmaktan kendini alı koyamaz.Engels bu konuda bize çok açık bir yanıt vermiştir.Din insanın sınırlı anlayışından doğar.Din ve yol bilime uymayan yanlış olandır.Galile dünyanın döndüğünü söylemişti bu görüş ne Aristoteles görüşü 46 gezegen tavana çakılı halde kımıldamadan ve bir bütün halinde yeryüzünün çevresinde dönmekte söylemi ilenede kutsal kitap incil söylemi uyuyordu.Ne geri kalmış bilim nede din gerçeği göremeylordu.Peki sonuç dinsel mahkemede kurulur ve galile pişman olmaya zorlanır.Buradaki olay bilgi zaman ve bilgisizlikle -din ile bir savaşı görmekteyizki.Burada Yol bilim olmalı yani batın-i gerçek olan as olan bilim ve zamandır.zaman içerisinde bilimin aldığı rolu dogmaların görmesi imkansızdır.Eğer ilahi yasalar bilimin her içeriğini kavrıyorsa ilahi bir sövlevi birilerrine indirmişse buna din diye biliriz.Buda ayrı bir tartışma ürünüdür.Eğer insanların insanlığa yakaşacak şekilde yaşamalarını sürdürecek yasalardan uzaksa ilahiliği bitmiş demektir.Bundan dolayıdırkı dinler mutlak suretle erevizyona uğrar isimleri kalsada çoğu içerikleri akideleri değişir.Bu değişim insanlık adına olursa Yol olmuştur.yol ile din-i ayrım noktalarını ve bbirbirleri ile birleşmiş noktlarınada yine gerçek akıl ve erdem sahibi Pir makamındaki kişi bilir öğretiside bunun üzerine olursa liderlik vasfı gerçek olar yol öğreticisi ünvanını alan gerçek Pir-dir.<br />
&#12288;<br />
<br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Hücrelerin buluşu 18.yy.bilginlerinin ve düşünücülerin daha evvel de ortaya attıkları evrim fikri açıklık kazanmasına yol açmştır.Bu icat hayatın ölümlerin ve doğuşların ardarda sıralanarak oluştuğu ve her canlı varlığın benzer hücreleri olduğunu kavramamızı sağladı.<br />
<br />
Diğer bir açıdan ise enerji geçmiş bilim ısı ,ses ,ışık birbirlerine tamamıyla farklı oldukları biliniyordu.Daha sonraki bilimsel gelişmeler bütün bu başka başka olayların birbirlerine dönüşebildiklerini cansız olan maddelerinde canlı tabiatta olduğu kadar ilerleyen bağlantılar olduğu ortaya çıkması metefizik düşünüşe böyleliklede büyük bir darbe vurmuştur.<br />
<br />
Engels derki;Darwin tüm doğa ürürnlerinin başlangıçta tekhücreli küçük tohumların uzun bir gelişme(mütasyon) sürecinin sonucu olduğunu her şeyin kökeninde hücre bulunan uzun bir sürecin ürünü olduğunu ortaya koymuştur.<br />
<br />
Böyleliklede hücre enerji ve insan hayvan gibi öğelerin tüm doğa olaylarının zincirleme sıralanışı ile bilimsel dallarıda ortaya çıkışını izleyebileceğimiz sonuca gidilmiştir.<br />
<br />
Bilim doğa toplum bir süreçler zinciri olarak görülmelidir.Bu zinciride geliştirmenin yegani olmazsa olmazı otodinamizmdir.<br />
<br />
Dana önceleride bahsi gecen elemetler yani anasır erbaa gibi antık dönemlerden devir aldığımız bir dizi felsefe inanc ve bilimsel olguları günümüze kadar taşıdık.Bunun doğruları yanlışları nasıldır diye avam hiç bir zaman düşünmemiştir.Bu gün gelinen noktada evrenin oluşumunda çeşitli gazlar ve ****llerin ve hızlı bir dönüş ile patlamalardan bahsetmekteyiz.<br />
<br />
Eski yunan antik çağında Su,toprak,hava ve ateş dedikleri ve ayrıştırılamayan dört öğenin var olduğunu düşünüyorlardı.Bütün bunların yanlış olduğunu artık biliyoruz,çünkü şimdi suyu,toprağı,ve havayı kendi öğelerinden ayırabiliyoruz ve ateşi de bu 3 unsurdan artık saymıyoruz.<br />
<br />
Buradaki bilgi daha önceleri bilinmişliğini var sayarak bu elemetlerin hakikati ile ruhsal yöndeki felsefelerini ayrı olarak düşündüğümüzü görmek istemekteyiz.Bunla ilgilide veriler vermeştim.<br />
<br />
Evrendeki hayatımızda teolojinin gelişimi bilgisizliğin nedenlerindendir.İnsanda ölümden sonrada yaşamını sürdüren maddesiz ruhsal bir ilke olduğu çok sonraları teolojik fikirlerin felişmesi ve ile çok sonra doğmuştur.<br />
<br />
&#12288;<br />
<br />
Anasır erbaa inancımızdaki takiyenin ta kendisidir.Takiye zamanla adını batın-i olarak değiştirmiştir.Her batın-ı olmak gizli olmak takiyyenin kendi asıl ismidir.Görüşlerimizi yani öğretilerimizi ne zeman yer altına çektik.Bunun nedenlerini tarihin bir bölümünde görebilmekteyiz.Kadim inanış deviminde yerlerini farklı bilimmezciliğe bırakarak yeni oluşumlarıda meydana getirmiştir.<br />
<br />
Batın-i gizlemek içeride olan İÇİ KAVRAMA(takkiyye);<br />
<br />
Her zahirin bir batın-ı mutlak süretle vardır fikri ile ortaya çıkmıştır.Görüneni farklı yorumlamakla başlayan bir anlayış üzerine oturmuştur.Diğer gerçeği ise kendinde olanı dışardan gelene karşı saklamak diye bakmaktayız.<br />
<br />
Bir diğeride görünenin aslı olmadığı asıl ideanın görünmeyen gizlenilen saklanan olduğudur.Buna çok kaba bir örnekte Portakalı meyvesinin kabuğu zahir içi ise batın-ı gibi bir örnek verip gerek soyut gerek somut diğer örnekleride çoğalta biliriz.<br />
<br />
islam içerisindeki batın-i durum neyde ne değildi kuşbakışı baktığımızda önümüze neler çıkıyor.Batın-i fikirlerinin dillere dolaştığı en islamın aykrı isyancı ters fikirleri içinde olduğunuda görüyoruz İsmailiye, yede imamı kabul eden sebeiyye,dai Hamdan Karmat a nisbet edenler karmatiler,hakikatın yeganeliği pak masum imamların öğretilmesiyle bilineceği gören Talimiyye, dini engelleri günah veya sevap saymayan İbahiyye ve mecusi fikirleri olan taşıyan Hurremiyye,nizariyye, gibi düşünceler islam dini kendi inancları ile karıştırarak dogma salt gelen islamı durdurmuş kendi inanclarının böyleliklede karışım sayesinde doğruluğa ulaştığına inanmışlardır.<br />
<br />
İmamı caferin büyük oğlu ismail içki içtiğinden dolayı oğluna varisi göstermeyerek musayı göstermiş böyleliklede Bu hareketin inanc ve akideleriyle felsefelerine ters geldiğinden tarihte kayıtlı ilk hareketi 755 de ölen Ebul Hattab baş kaldırmıştır.İslam tarihinde ilk batın-i ele başı olarak görünmektedir.Daha sonraları Meymun bin Daysan el-Kaddah ve oğlu Abbdullah onlardanda bayrağı zeki kuvvetli ihtilaci teşkilatcı Hasan SABBAH ele alarak imamları korumuş olduğunu görüyoruz.<br />
<br />
Tabi islam-batın-iliğin gelişimi Hindistandan Türklerden,kürt ermeni vs. getirilen köleler ve kölelerle gelen kültürlür inanışlar bilim vs. unsurların meydana getirildiğinide unutmamak gerekmektedir. Bu durumun erke karşı takiyyeyi yani batıniliği dahada güçlenmiş farklıda olsa islam erkine karşı fikri aykırı bir duruşur inançların bileşkesi olarak ortaya tekrar çıkmıştır.Bu çıkışın en yaygın olduğu çoğrafya İran çoğrafyasıdır. tarih gelişimi İran çoğrafyası ve toplumlarına bu misyonu yüklemiştir.<br />
<br />
İran coğrafyasına sasanilerin oluşturduğu yarı bağımsız beyleklerin islama girmesi çok zor olmuştur daha doğrusu islamı kabum değil kılıç zoruyla esaret ile olmuşlardır.iran ilk islam devleti olarak görünen 8.yy kurulan Tahiririler daha sonraları şafiliği ağır basan sunni samanoğulları ve irana en büyük gerçeğini oluşturan kuzey iranda büyüyen deylemlilerin gelişmesi ile hazardan akın eden Büveyhiler ki soylarının sasanilerden geldiğini söylerkende islamdan önce sasani hükümdarı ŞAHİŞAH yazan paraları pastırmış olmalarıda islami çevreleri farklı bir çizgide kendi inanclarına uydurarak kabul gördüklerini görüyoruz.Böyleliklede takiyye anlayışıda devletsel anlayışlar olarakta tarihe geçmişte oluyordu.BBu coğrafya irandı.<br />
<br />
"Tarihinde belirtiği gibi DEYLEMLİLER islamı en son kabul gören iranın kuzey halklarındandır.Ayrıcada siyasi bakımdan bağımsız hanedanlar ortaya çıkarmaları dini bakımdan ehli sünnet e aykırı inancları benimsemeleriyle bu çoğrafyada ilk şahsiyet davasına kalkışanlar arasında olmuşlardır."(kyn:Lapidus,İslam Toplum tarihi 1.s:81)<br />
<br />
Deylem bölgesi Hz.Alinin 8 yy. sonlarında itibaren sığınak ve diğer sünni yöneticilere karşı özerkliklerini titizlikle koruyan faal bir şii-batın-i merkez haline gelmiştir.Hürremilerin Deylemliler deylem bölgesinde dini kisve altında siyasi istiklal peşinde çıkardıkları isyanlar merkez tarafından şiddetle bastırılmıştır.Onların hareketinin rengi eski yerli iran inançları ile islamın muhalif dini siyasi unsurlarının çoğrafi potada bicimlenmesinden ibaretti.Deylemliler 10.yy büveyhilerin idaresinde iran ırak büyük bir kısımda nufuslarına yaymayıda başarmışlardır.Hatta bir süre halifeninde koruyuculuğunuda yapmışlardır.Deylemlilerin hareketine Türk selçuklu son vermiştir."(kyn:Nizamülmülk siyasetname s:222-Levis haşhaşiler s:37)<br />
<br />
işte 8.yy-10. yy bazı notları sizlerle böyleliklede paylaştık bu manada batın-iliğin ekseninde içsel felsefe ve tarihsel gelişiminide göz önünde tutarak az çok bilgilerimizi tazaledik.<br />
<br />
Böyleliklede takiyyenin güçlü olan inancın üstünü içten batın-i hali ile yumuşayarak bir şekilde baskıcı inancı kendi inancına çevirme olarak görmekteyiz.Önemli olan bunu çevirirken sınırları aşmamaktır.Eğer ki yanlış yapılır veya erk yandaşlığı yapılırsa takiyye erkin takiyyesine dönerki böyleliklede kendi inanc ve ritüellerinin içinde farklı inanclar görürsünüz.Önemli olan günümüzde bu gibi değerlerin insani ve evren yasaları içinde olmasıdır.Günümüzün olmazsa olmaz inancları bu yönde olmalıdır.Takiyye ve batın-ilik kabuk değiştiriyor.Görüneni değilde asıl görünmeyeni nidamız çıktığınca bağırma zamanıdır diye bu gün meydanlarda sokaklardayız.Kendi inancımızı istemekteyiz.Çünkü erkin takiyesi bizi yok ediyor.Kozmik manada değişimler her devir var oldu ve herkes kendi toplumunun liderleri ve çıkarlar çorafya zaman ile değişerek farklılaşarak farklılaştırarak ilerlemiştir.<br />
<br />
Dünyada unutmayalımki kozmik bilgileri arayan düşünürler sayesinde inançlar bilim gelişmiştir.Bizim atalarımızda bunu yapmıştır.Bu oluşum evrenin her yerinde mevcuttur.Örneğin<br />
<br />
"Apollonius,İskenderiye ve Mısır a giderek buralarda çölde çıplak olarak yaşamakta olan ve kozmik bilgiler aramakta olan "gymnasofist"denilen çıplak uyarıcılarla görüşmüştür.Apollonius yeryüzünü ait her nesneden uzak çölde münzevi olarak yaşayan kişilere "tanrıların varlığını" tartışmıştır.Bu gelenekten gelen Aziz Antony tarafından ilk çölde yaşayan hırıstıyan keşiş tarikatınrı kurmuştur"...(Kyn:Yoksul tanrı Apollonius)<br />
<br />
öznel ve neslel gerçekler olarak böyleliklede yerine teolojide aldığını görüyoruz.İdealistler dünya nesnel bir gerçek değil ama öznel bir gerçektir derken.Materyalistler dünya nesnel bir gerçektir demektedir.<br />
<br />
Evet buradaki takiyye batın-ın kadimden gelen tartışmasıdır.Ruh-akıl,madde bunların hangisi batın-i?Evet gizli olan açığı bize anlatan akıl batın-idir,Gerçek olan o dur bu yüzdende ruh hem beyinin ismi olabilmektedir.Peki beyinin varlığı aklın varlığımıdır?Akıl hastalarında maddi manada beyin olduğu halde neden düşünemezler?O zaman fikir ruhmudur?yani can akıl madde oluşumu insanı meydana getirmekteyse bu oluşumun batın-isi ne olmalıdır?Hangisi daha öncedir fikirmi-ruhmu,Dizayn oluşumunu istemekmi dizayn edenmi?Bence Pir-lik makamında ilk takiyyesi buradan başlamaktadır.Bunları belli bir ray-ına oturtan gerçek akıl erdemini bilen kişi pir olabilmektedir.Diğeri ise devamlı gelişi ve şekli temsil etsede diğer öz takiyyenin başkalaşmış aslı olmayan yansımayı temsil eden bir oluşumdaki diğer kişiyi oluşturur.Yani bir nevi talib-i talipleşen pir-i.<br />
<br />
Pir akıllı sevilen saygı duyulandır. peki pirin sevdiği ne talibi.Saygıda duyuyor böylelikle bir hiyeraşi gözüksede üstünlük makamı pir-de ve talipte eşit bir şekilde olunduğunu görmekteyiz.Lakin çoğunluk olan talip bir azınlığı ifade eder.Talib bilgeliği aynı değerlerde olduğundan pir-in Post sahibi olması ise gerçeği aslı içi gösterir.Talib takiyye yaparken Posta oturan pir batın-i dir.Bu bakışta meydanda oluşturulan bakış açısı olarak gözümüze akıl ve erdemin yüceliği çarpmaktadır.<br />
<br />
Konumuza devam edeceğiz lakin önemli olan artık dik durmak özellikle okumak hem dini manada hem geleceğimiz manasında üzerimize düşün yegane iş okumak okutturmak ve tüm canlarımızı gücümüz yettiğince sorup onların dertlerini paylaşmaktır.Erke yakın olmak ikilik olanlarıda bilip onları her yerde anlatıp başka şekilde takiyye yapanları ortaya çıkarmaktır.<br />
<br />
"Muaviye hariciler lideri Havsere bin Vedda yı ikna etmek için babasını gönderir.Baba içinde bulunduğu psikolojik durumu oğlu Havsereye göstermek için Havserenin oğlunu yani kendi torunu ğötürerek belki bu işten vazgeçer diye düşünür ancak Havserenin verdiği cevap" bir kafirin mızrağının ucunda bir saat sallanmak bana oğlumdan daha sevgilidir"(kynr. İrfan Aycan Muaviye b. Ebi Süfyan sy:212)<br />
<br />
Şimdi akıl Pir-lik makamının diğer ismi olarak görelim.Eğer doğru ise Tanrı peygamberini bu evren düzelsin diye göndermiştir.Tanrı insanlara doğru ve yanlış üzerine yargıda bulunabilecekleri aklı bağışladı peki o zaman resulun görevi burada nedir?Resuldeki akıl değilmidir.Akıl değilse ilahi yasalar mükemmel yapan akıl ile kuran arasındaki vahiy nasıl dengeli olabilir.Bütün bu yetenekler doğuştan gelen insan aklıyla, çalışmayla, gözlemle ve deneme-yanılma yoluyla kazanılmıştır.Eğer din kendi bilgilerinin sorgulanmasına karşı çıkarsa akla ve bilime ters düşer.Vahiler anlaşılır olmalı yoksa hitab şekli insanlığa ait olmaması dinin ve öğretinin bbir anlamı olmadığını geliş nedeninin aslını yitirmesine neden olur. <br />
<br />
&#12288;<br />
<br />
İslam kitabı o kadar da etkileyici bir yapı içerisindemidir değilmidir. o da ayrı bir sorundur.Pir-makamı islami kitabın evrensel akıl ve erdem yasalarına inandığı kitabı varsa günün şartlarına uyup uymadığını inceler.Dogma olanın gelişmesi ve tartışılması doğru ve nereye kadar doğru olacağını tartışamaz ise pir buradaki rölü değişmektedir.molla ile pir-i buradan ayırdığımızda batın-i olan pirdir.Dini kitaplarda ilahi olacağı sanılan yasalardan çok kendisinden önceki dini küfür sayan aşşağılayan bir devrim yşazıtları gibidir.Bu gür semitik dinlerin kitaplarında çelişkili ve abes şeylerden söz etmektedir ve özellikle kendisi gibi inanmayanlara söylemediğini ve en ağır cezalara çarptırılacağını söyleyerek baskı yaptığını görmekteyiz.<br />
<br />
Pir makamındaki kişi din değil Yol sürmektedir.Yol ise arif olma arif birbirinden razı rızası alınmış toplum yaratmaktır.Asıl olan budur.Zamana ve mekena uygun değişimler gerek zorunlu gerekse ihtiyacdan dolayı yapılmıştır.12 hizmet 12 imama dönüşmüş olması ritüellerin isimlerini ve takiyye yapılarak asıl kurtarılmıştır.Pir hangi doğruyu ne zeman kime açıklayacağınıda artık akıl ortamın ruh-u durumu saptamasıyla olacaktır.Böyleliklede Batın-ı açığa çıkmıştır.Bu çıkış ne ilk nede son olaçaktır.<br />
<br />
Yol din manasına gelsede her din Yol olmamaktadır.Yol kendini devamlı yenilemek zorundadır din ise belli bir mesafeyi kat edebilir ama sonra kendiside din imajını yitirir ve gelişerek Yol olmaktan kendini alı koyamaz.Engels bu konuda bize çok açık bir yanıt vermiştir.Din insanın sınırlı anlayışından doğar.Din ve yol bilime uymayan yanlış olandır.Galile dünyanın döndüğünü söylemişti bu görüş ne Aristoteles görüşü 46 gezegen tavana çakılı halde kımıldamadan ve bir bütün halinde yeryüzünün çevresinde dönmekte söylemi ilenede kutsal kitap incil söylemi uyuyordu.Ne geri kalmış bilim nede din gerçeği göremeylordu.Peki sonuç dinsel mahkemede kurulur ve galile pişman olmaya zorlanır.Buradaki olay bilgi zaman ve bilgisizlikle -din ile bir savaşı görmekteyizki.Burada Yol bilim olmalı yani batın-i gerçek olan as olan bilim ve zamandır.zaman içerisinde bilimin aldığı rolu dogmaların görmesi imkansızdır.Eğer ilahi yasalar bilimin her içeriğini kavrıyorsa ilahi bir sövlevi birilerrine indirmişse buna din diye biliriz.Buda ayrı bir tartışma ürünüdür.Eğer insanların insanlığa yakaşacak şekilde yaşamalarını sürdürecek yasalardan uzaksa ilahiliği bitmiş demektir.Bundan dolayıdırkı dinler mutlak suretle erevizyona uğrar isimleri kalsada çoğu içerikleri akideleri değişir.Bu değişim insanlık adına olursa Yol olmuştur.yol ile din-i ayrım noktalarını ve bbirbirleri ile birleşmiş noktlarınada yine gerçek akıl ve erdem sahibi Pir makamındaki kişi bilir öğretiside bunun üzerine olursa liderlik vasfı gerçek olar yol öğreticisi ünvanını alan gerçek Pir-dir.<br />
&#12288;<br />
<br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>